Güle güle delikanlım
Güle güle delikanlım
Fatsalı Kadir, yatılı olarak okuduğu İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema bölümünü bitirdi. 1968 yılında Ses dergisinin düzenlediği ’Sinema Artisti Yarışması’na katılıp, dereceye giremedi. Ama aynı yıl Saklambaç Gazetesi’nin ‘Fotoroman Artisti Yarışması’nda birinciliği kazandı. Birkaç fotoromandan sonra 1968’de ‘Yedi Adım Sonra’ filminde küçük bir rolle Yeşilçam’a adım attı. İlk başrolü ona Atıf Yılmaz verdi; ‘Kara Gözlüm’ filminde rol arkadaşı Türkan Şoray’dı. İki oyuncu daha sonra pek çok filmde birlikte başrolleri paylaştılar. Yeşilçam’a genç kızların gönlünü çelen uzun boylu güzel bakışlı bir genç adam olarak giren Kadir, genel kanının aksine rol aldığı filmlerin toplumsal bir mesaj vermesini önemsedi. Pek çok festivalde En İyi Erkek Oyuncu ve Onur Ödülü kazanan İnanır, son yıllarını Kürt insanının eşitlik mücadelesine adadı.
TOPLUMSAL SORUMLULUK
Kadir’le tanışmamız 1977 yılındaki ‘Sinema Yürüyüşü’nde olsa gerek. Gözüpek, onurlu bir genç adam olarak kalbimi kazandı. Sonraki yıllarda ona ilişkin değerlendirmem hiç değişmedi. Yeşilçam’ın 70’leri ve sonrasına damgasını vuran iki genç adamdan biriydi Kadir. Diğeri, Tarık Akan elbette… Aralarında ciddi bir rekabet olması kaçınılmazdı; ama dünya görüşü olarak ikisi de toplumcu çizgiyi savundular. Tarık’ı çok seven milliyetçi gençler Kadir’e pek sıcak bakmadı. Tayyip Erdoğan’ın ‘Akil Adamlar’ı arasında yer almayı kabul etmesi onun için bir eksi puan olarak görüldü. Bana göre çizgisinden hiç sapmadı Kadir. Sinema emekçilerinin haklarını nasıl savunduysa, toplumumuzdaki eşitsizliklere, haksızlıklara karşı durdu. Özü sözü birdi. Çıkarcılıkla işi olmazdı. Kürtlerin siyasi mücadelesinin yanında durmak onun için doğal bir tercihti.
Meslek yaşamında da bu bakışının etkisini görebiliriz. Yapımcılara sözünü geçirebildiği ölçüde filmlerin senaryolarında toplum sorunlarının ele alınmasını istedi. ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’da emeğin aşka galip gelmesi, ‘star’ kurallarına aykırı düşse de bu rolü kabullendi. Orhan Kemal, Kemal Tahir, Kerim Korcan, Fakir Baykurt gibi sosyalist yazarlarımızdan yapılan uyarlamalar onun kariyerinin yüz akı yapıtları arasındadır. Melih Gülgen’in ‘Tatar Ramazan’ında 40’lı yılların baskıları ve hapishane koşulları anlatılırken, Ümit Efekan’ın ‘Darbe’, Şerif Gören’in ‘Sen Türkülerini Söyle’ filmlerinde 12 Eylül rejiminin acıları dile getiriliyordu. Şerif’in ‘Kan’ı ve ‘Katırcılar’ında Doğu insanının, daha doğrusu Kürtlerin yaşam koşulları dürüstlükle sergilendi. Elbette o günlerde Kürtçe konuşulamazdı Yeşilçam’da ama en azından bölge insanının sorunları dile getirilebiliyordu, sansüre rağmen… Son filmi, Nihat Durak’ın yönettiği ‘Kapı’da Midyat’lı Süryani’lerin uğradığı haksızları ve yurt dışından evlerine döndüklerinde geçmişle yüzleşmelerini gündeme taşıdı.
Yaşamı boyunca skandallardan uzak durdu. Arkadaş severdi. Dostluklarına sadıktı… Yıllardır hayatını paylaştığı tiyatromuzun değerli oyuncusu Jülide Kural’ın Kadir’in yaşamına katkısı unutulmamalı. Siyasi tavrını deklare etmekten kaçınmayan nadir oyuncalarımızdan olan Jülide’nin Kadir’in bu dik duruşuna ciddi bir destek olduğunu düşünüyorum. Kadir’i seven milyonların ve Jülide’nin acısını paylaşırken, Nazım Hikmet’in ‘Benerci Kendini Nasıl Öldürdü’ yapıtından -genellikle Deniz Gezmiş için söylenen- dizelerle veda etmek istiyorum:
Delikanlım!
iyi bak yıldızlara
***
Senin kafanın içi yıldızlı karanlıklar kadar
güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
Yıldızlar ve senin kafan
inatın en mükemmel şeyidir.
***
Mademki kafanda ışıklı bir gece var
benden izin sana,
sev sevebildiğin kadar…