Demokratik cumhuriyet kurultayı
Demokratik cumhuriyet kurultayı
BİRİKİM VAR!
CHP’nin seçimle gelen son Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı yüzün üzerinde miting ve onları izleyen halkla buluşmalarında ulaşılan halk desteği bir dip dalganın su yüzüne çıkmasıdır. Bunu, Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri Zindanı koşullarında 19 Mart 2025’ten buyana dik duruşu ve yargılanması sırasında yaptığı açıklama ve çağrıların halkta bulduğu karşılık tamamlıyor. 21 Mayıs’ta Butlan kararı sonrasında iyice açıklık kazandığı gibi toplumda bireysel düzeyde olağanüstü bir güç birikimi var.
Buradan çıkarılması gereken sonuç açıktır: Bu halkın en özgün düşünürlerinden Nasrettin Hoca’nın yüzyıllar önce dediği gibi yeterli malzeme var; bu durumda kaçılamaz “görev helva” yapmaktır.
Ülkeyi karışlayan Özel’in ve “Bu milleti asla seçeneksiz bırakmayız diyen İmamoğlu’nun bu tarihsel yolculuğa öncülük etmeleri gerekiyor.
Özel’in Cumhurbaşkanı adayı olmayacağı kararlılığı, ülkenin demokratikleşmesi için çok önemli bir olanaktır.
Özel ve arkadaşları, demokratikleşmenin dayanağı olan ilke ve kuralları, yalnız ve ancak “kurumlaşma” ile güçlü bir biçimde öne çıkarabilir; böylelikle bu coşkulu kişisel bağlılık birikiminin sönümlenmesi yerine daha güçlenmesi gerçekleşir. Yinelemekte yarar var, “kişiselden toplumsala geçiş, süreç “kurumlaştırılarak”, gerçekleştirebilir.
Bu amaçla, geniş kişisel ve kurumsal katılımla Demokratik Cumhuriyet ya da benzeri bir adla bir kurultay toplanmalıdır.
KURUMSAL KATILIM
Ankara’da toplanması uygun olacak olan Kurultay’a katılımın kurumsal olmasına ayrı özen gösterilmelidir. Sendikalar, barolar, meslek oda ve birlikleri, sermaye örgütleri ve siyasal partiler nasıl bir demokratik Cumhuriyet istediklerini, somut görüş ve önerilerle, Kurultay’a ve topluma sunmalıdır.
Yeni siyasal yapılanmanın “ilk adımı”, iki ana kavrama dayanmalıdır: cumhuriyet ve demokrasi: Bunlardan birincisi Kurtuluş ve Kuruluşun değerlerini içerdiği; ikincisi de günümüzde toplumun özlem ve isteklerinin özeti olduğu için Kurultayda “nelerin yapılacağı” açıklık kazanmalıdır.
Öncelikle “parlamenter” düzenin oluşturulması; bu çerçevede, demokrasinin dayanağı olan yasama, yargı ve yürütme güçlerinin, nasıl olması gerektiği; hukuk devleti ve kurumlaşma “iktidar programının” temeli olmalıdır. Bunun üzerinde, üretime dayalı halkçı ekonomi, bilimsel eğitim, yurtta ve dünyada barış, seçime girecek partilerin kamu olanaklarından “eşit” yararlanması ve sandığın tam güvenliği Kurultay’da ele alınması gereken en önde gelen konulardır.
Kurultay tüm bu “temel konularda” somut öneriler geliştirmeli; giderek, bununla da kalmamalı, sergilediği isteklerin “zamanlamasını” da yapmalıdır.
HALK EGEMENLİĞİ YENİDEN!
Burada da iki nokta öne çıkıyor.
Birincisi, siyasette seçmenin güçlenmesi, yalnız ve ancak “aday saptamalarını” seçmenin yapmasıyla sağlanabilir. Siyasi parti yapılarının “kişiye bağlı” olması ve parti genel başkanlarının adayları doğrudan ve dolaylı olarak tek başlarına saptamaları, ülke siyasetinin bir türlü iyileştirilmeyen hastalığıdır ve Cumhuriyet’in demokratikleşememesinin önündeki en büyük engeldir. Son aylarda da yapıldığı gibi, kimi genel başkanların önseçim ve halkın oy desteğini almadan, benim Cumhurbaşkanı adayım filancadır gibi bir yaklaşımı rahatlıkla sergileyebilmeleri bunu kanıtlıyor.
Kurultay, bu engelin aşılmasının, siyasetin, üyelik bilinci ve yerel ve genel seçimlerde adayların “önseçimle saptanması ilkesini” köklü bir biçimde yerleştirmenin ilk adımı olmalıdır. Eğer adayların önseçimle saptanması yerleşmiş olsaydı, gerek milletvekillerinin, gerekse belediye başkanlarının, giderek sıklaşan, bugünlerde iyice sıradanlaşan, toplumu yaralayan ve “seçmeni çıldırtan” seçilmişlerin, “ parti değiştirmeleri” görülmezdi.
İkincisi, seçmeni güçlendirmenin çok önemli bir yönü de “seçilmişlerin” suçlulukları yargı kararıyla kesinleşinceye kadar dokunulmaz olmalarının, evrensel hukuk kurallarına da uygun olarak kesinlikle güvence altına alınmasıdır.
Sonuç olarak, Türkiye, görülmedik ve yaşamsal bir siyasal yol kavşağındadır; buradan, seçilmişlerin CHP’sine olan görülmedik halk desteğinin de kanıtladığı gibi, Cumhuriyeti demokratikleştirerek çıkış yolu mutlaka bulunacaktır.