SOL Parti’den 10 maddede NATO Zirvesi değerlendirmesi: Emperyalizme ve tek adama karşı birleşelim

SOL Parti’den 10 maddede NATO Zirvesi değerlendirmesi: Emperyalizme ve tek adama karşı birleşelim

“Ankara başta olmak üzere Türkiye, NATO ablukasına alınmış durumda. Yüzlerce gözaltı ve tutuklama; fiili OHAL yasakları altında Türkiye, ABD ve NATO’nun karanlığına teslim edilmeye çalışılıyor” denilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Siyasal İslamcı iktidar, ABD ve NATO’ya tam ve derin bağlılığını bir kez daha ortaya koyuyor. Toplumsal desteğini yitirmiş, baskı ve zorbalıkla ayakta tutmaya çalıştığı iktidarını; Türkiye’nin kaderini Trump ABD’sine ve NATO’nun yeni savaş konseptine teslim ederek sürdürmek istiyor.

ABD’nin ve emperyalistlerin Büyük Ortadoğu politikalarına bağlı olarak şekillenen siyasal İslamcı iktidar, bugün de NATO 3.0 olarak ifade edilen yeni savaş konsepti içinde Türkiye’yi konumlandırmaya çalışıyor. Bu, ABD menşeli bir monarşi dayatmasıyla birlikte Türkiye topraklarının Karadeniz’den Güney’e kadar yeni NATO üsleriyle bir askerî cephe hâline getirilmesi anlamına geliyor. Emperyalizme ve ülkemizin bu yeni savaş konsepti içinde şekillendirilmek istenen monarşi dayatmasına asla teslim olmayacağız. Ülkemizin bütün demokrat, yurtsever, anti-emperyalist güçleriyle ve ezilen emekçi halkıyla birlikte ülkemizin yarınlarını ve onurunu savunacak; bu ablukayı mutlaka dağıtacağız.”

10 maddede Zirveyi değerlendiren SOL Parti, bu maddeleri ise şöyle sıraladı:

1- Çürüyen ve hegemonyası dağılan ABD emperyalizmi, sınırsız bir haydutlukla harekete geçiyor.

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde de ortaya konulduğu üzere, ABD’nin saldırgan bir güç olmaktan vazgeçmeyeceği ve kahredici askerî gücünü sınırsızca kullanacağı teyit ediliyor. Aslında verilen mesaj açıktır: Bütün Amerika ve Batı Yarımküresi benim hâkimiyet alanımdır. Venezuela Devlet Başkanı’nın kaçırılması, İran’a açılan savaş, Küba başta olmak üzere Latin Amerika’ya yönelik tehditler; bu saldırganlığın aynı zamanda ABD İmparatorluğu’nun çöküş çanlarıdır.

2- NATO baştan beri bir savaş örgütüdür.

Doğrudan askerî müdahalelerini Bosna’da başlatmış, Belgrad’ı bombalayarak Yugoslavya’nın parçalanmasına yol açmıştır. Daha sonra da NATO, gücünü Afrika’da, Batı ve Orta Asya’da doğrudan ya da dolaylı biçimde kullanmaktan çekinmemiştir.

3- NATO, doğrudan komünizme, sosyalizme ve anti-emperyalist ulusal kurtuluş hareketlerine karşı konumlanmıştır.

Ülkemizde kontrgerilla ve faşist örgütlenmeler doğrudan ABD-CIA ve NATO’ya bağlı olarak şekillendirilmiştir. 12 Mart ve 12 Eylül askerî faşist darbelerinden Susurluk’a, Maraş’tan Sivas’a, katliamlardan siyasi cinayetlere kadar uzanan bütün karanlık süreçlerde ABD ve NATO’nun izi vardır.

Bugün de Atlantik sistemi için tehlike olarak görülen Rusya’ya, Çin’e, Küba’ya ve benzer ülkelere yönelik askerî stratejiler için ABD güdümünde seferberlik yürütülüyor. Türkiye’nin AKP eliyle Cumhuriyet’in ilerici birikimlerinden koparılarak siyasal İslamcı bir tek adam rejimine dönüştürülmesi de, bugün “güçlü liderlik-monarşi” ekseninde ilerletilen rejim dönüşüm planı da emperyalist politikalardan bağımsız değildir.

4- Ukrayna Savaşı’nın ve Doğu Avrupa’daki savaş korkusunun temel nedeni, Soğuk Savaş sonrasında NATO’nun verdiği sözleri tutmamasıdır.

Önce Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’nın, ardından Baltık ülkelerinin örgüte katılması; NATO’nun Rusya sınırlarına dayanması bu sürecin temel nedenidir. NATO 3.0 konsepti de Rusya’nın çevrelenmesinden Avrupa’nın yeni bir askerî zeminde örgütlenmesine; Asya-Pasifik eksenindeki askerî yığınaktan Orta Doğu’ya uzanan hatlara kadar Çin’e karşı geliştirilen yeni Amerikan savaş politikasının bir uzantısıdır.

5- Bu savaş politikasının en önemli sonuçlarından biri, tüm dünyada savaş harcamalarının artmasıdır.

Bütçe açıkları büyüyor. ABD’de olduğu gibi sosyal harcamalar kısılıyor. Sonuçta bu süreçten dev silah şirketleri kârlı çıkıyor. Kaynakların silahlanmaya yönlendirilmesi; altyapıya, kamu hizmetlerine, yeşil dönüşüme ve giderek yaşlanan toplumların sağlık ve emeklilik harcamalarına ayrılacak kaynakların kısılması anlamına geliyor.

6- Türkiye, AKP eliyle bu savaş konsepti doğrultusunda bir felakete sürükleniyor.

NATO’nun Adana’da kuracağı çok uluslu karargâh, hem NATO’nun kapsama alanını fiilen aşarak Ortadoğu, Kafkasya ve Kuzey Afrika’ya genişleme niyetini yansıtıyor hem de Türkiye’yi bu bölgelere müdahale tehlikesi üzerinden yeni bir güvenlik ilişkisine sokuyor. İstanbul’da kurulacak deniz komutanlığı da Türkiye’yi Karadeniz ülkeleriyle gerilim içine çekme ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin güvencelerini tehlikeye atma riski taşıyor. NATO, Türkiye için bir güvenlik unsuru olarak sunulsa da gerçekte en önemli tehditlerden birini oluşturuyor.

7- Türkiye, silahlanmaya devasa kaynaklar ayıran bir ülke hâline getirilmiştir.

2025’te 30 milyar dolarlık askerî harcamayla Türkiye, dünyada silahlanmaya en fazla para harcayan 18. ülke olmuştur. Türkiye’de 3 binden fazla savunma ve havacılık şirketi bulunmaktadır. Bunların önemli bir bölümü iktidara yakın bağlantılarla savunma ihalelerinden pay kapma yarışı içindedir.

8- Donald Trump, NATO ülkelerinin GSYİH’lerinin yüzde 5’ini savunmaya, yani silahlanmaya ayırmalarını şart koşuyor.

Avrupa’daki NATO üyesi ülkeler savunma harcamalarını belli ölçüde artırmayı taahhüt etseler de cepheye sürecek asker sayısını artırma konusunda gönülsüz davranıyorlar. Bu yükü, zamanında George Soros’un söylediği “Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü ordudur” sözünü doğrularcasına Türkiye’ye yıkmaya çalışıyorlar.

9- Son dönemde “jeoekonomi” adı verilen, askerî güç kullanılarak doğal ve ekonomik kaynakların ele geçirilmesi ya da denetlenmesi pratiği güç kazanıyor.

Trump, Venezuela’nın ve İran’ın petrolünde, Grönland’ın nadir toprak elementlerinde gözü olduğunu gizlemiyor; bunu açıkça dile getiriyor.

10- Türkiye, ABD emperyalizminin ve NATO’nun gizli işgali altındadır. Bunun en somut göstergesi ise askerî, siyasi ve ekonomik olarak tam bağımlılık içindeki mevcut tek adam rejimidir.

Demokratik ve bağımsız bir Türkiye mücadelesi, emperyalizme ve onun uzantısı olan tek adam rejimine karşı mücadeledir. Bu mücadeleyi ülkenin her yerinde birleşerek büyüteceğiz.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu