Meydan şarkılarında butlan gerilimi
Meydan şarkılarında butlan gerilimi
Akın’ın çıkışının ardından Zülfü Livaneli, Cahit Berkay, Suavi, Gülten Benli, Selda Bağcan, Sabahat Akkiraz, Ali Altay, Grup Yorum ve Edip Akbayram’ın ailesi de benzer yönde tavır aldı. “Şarkılar yasaklandı” başlığını aşan tartışma, sanatçının kendi eserinin hangi siyasi bağlamda kullanılacağına itiraz edip edemeyeceği sorusuna dönüştü.
Müzik Yorumcuları Meslek Birliği MÜYORBİR de 16 Haziran’da yayımladığı açıklamada, siyasi etkinliklerde ve kampanya süreçlerinde müzik kullanımı için hak sahiplerinden izin alınması gerektiğini hatırlattı. Açıklamada, “Sanatçının izni olmadan eseri de sesi de kullanılamaz” denildi.
Şarkıların siyasetle kurduğu bağı, sanatçının rızasını ve telif hakkı meselesini sanatçı Onur Akın, müzik yazarı Murat Beşer ve MSG Yönetim Kurulu Üyesi Birol Namoğlu ile konuştuk.
O ŞARKI KEMAL BEY’İ ANLATMIYOR
Tartışmanın fitilini ateşleyen isimlerden Onur Akın, 2009 yılında Kemal Kılıçdaroğlu için yaptığı şarkıyı aslında bir kişiye değil, “toplumsal muhalefete ve umuda” yaptığını söylüyor. O dönem şarkıda kahramanlaştırılan Kılıçdaroğlu’nun, “sıkışmış, boğulmuş, yaşam biçimine ve değerlerine saldırılan, ezilen, iktidarı değiştirme umudu kalmamış milyonlarca insanın umudu” olduğunu belirtiyor.
Şarkının o yıllardaki etkisini “O şarkının yarattığı aura sayesinde, Kılıçdaroğlu çıktığı her sahnede adeta devleşiyordu” sözleriyle anlatan Akın, bugün aynı yerde durmadığını söylüyor: “Yakaladığı bu sevgiyi maalesef çok kötü kullandı ve her şey tersine döndü. Geçen her yılda, girilen her seçimde, yapılan her siyasi hatada umudun yerini umutsuzluk ve karamsarlık aldı. Yani o şarkıyı yaptığım dönemdeki her şey tersine döndü.”
Geriye dönüp baktığında yaşananları “bir illüzyon, algı operasyonu ve yanılsama” olarak tanımlayan Akın, kendisinin de iyi niyetle bu sürecin parçası olduğunu belirtiyor: “Ben de şarkı besteleyerek bu illüzyonun parçası oldum, tamamen iyi niyetle maalesef.”
Akın’a göre gelinen noktada o şarkıda söylenen sözler artık Kılıçdaroğlu’nu anlatmıyor: “Değişen lider kadrosu ve ekibiyle Türkiye’nin birinci partisi olmayı başarmış CHP’ye, AKP yargısı eliyle butlan kayyımı olmayı içine sindirmiş, partisinin kapısını polis zoruyla kırdıran, insanların umutlarını tekrardan karartan, koskoca CHP’yi iktidara, kurda kuşa yem yapan bir Kılıçdaroğlu için o şarkıda söylediğim sözlere artık kefil değilim.”
Bu nedenle eser sahibi olarak yasaklama hakkını kullandığını vurgulayan Akın, “Bu şarkı şu an Kemal Bey’i anlatmıyor” diyor ve ekliyor: “Hiçbir hakkımı da bu gayrimeşru butlan yönetimine ve Kemal Kılıçdaroğlu’na helal etmiyorum. Tarih onları çok kötü yazacak!”
O ŞARKIYI BABA OCAĞINA GERİ ÇAĞIRDIM
Akın, yan yana durmadığı bir siyasi yerde kendi eserini duymanın, özellikle o eser belli bir misyonla yazılmışsa, tepki yaratacağını söylüyor:
“Bu isme ve partiye yaptığım özel bir misyon şarkısı ise ve içeriği o siyasi oluşuma artık denk düşmüyor ve yakışmıyorsa tepki duyarım ve kullanmalarını engellerim.”
Şarkısıyla kurduğu bağı ise kişisel bir benzetmeyle anlatıyor:
“O şarkı benim evladım, ben de onun baba ocağıyım. Teşbihte hata olmaz; yanlış bir insanla evlilik yapmış kız çocuğunuza boşanırsa sahip çıkar ve baba ocağının kapılarını ona sonuna kadar açarsınız değil mi? O şarkıyı baba ocağına geri çağırdım ben de.”
Bir şarkının “artık sanatçının değil, halkın” olduğu yönündeki yorumlara da itiraz eden Akın, ürettiği şarkıların halk için olduğunu ancak bunun sanatçının eser üzerindeki hakkını ortadan kaldırmadığını belirtiyor: “Tabii ki öncelikle ürettiğim bütün hüzün, aşk, sevda, hasret, ayrılık vb. hayatın değişik renklerini anlatan şarkılar halk içindir; onların yaşamını güzelleştirmesi, duygularına tercüman olması, hayatlarına yol arkadaşlığı yapıp anılar biriktirmeleri içindir.”
Ancak politik misyona sahip eserlerde sanatçının onayının belirleyici olduğunu vurguluyor: “Politik misyona sahip şarkılarınızı da hak eden politik yapılar ve tüzel kişilikler, eğer onaylıyorsanız kullanabilir. Ama eserin her türlü telif, kullandırma ve yasaklama hakkı üreten sanatçınındır. Bu, 5846 sayılı FSEK’le, yani Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’yla güvence altındadır.”
Akın, izinsiz kullanımın sürmesi halinde hukuki yollara başvuracağını da belirtiyor: “Bu kadar sözden ve tepkiden sonra kullanacaklarını sanmam. Ama kullanırlarsa sonuna kadar yasal haklarımı ararım.”
***
SON SÖZ ESER SAHİPLERİNİNDİR
Müzik yazarı Murat Beşer’e göre tartışmanın temelinde eser sahibinin rızası ve kullanım hakkı var. Bir müzik eserinin ancak hak sahiplerinin izniyle kullanılabileceğini belirten Beşer, “Bir müzik eserinin kullanım hakkı, ancak söz yazarının, bestecisinin, yorumcusunun ve eser üzerindeki diğer hak sahiplerinin iznine tabidir. Bu ya yasal yollardan imza karşılığı ya da hak sahiplerinin gönül rızası sonucu, yine imza karşılığı, alınıp kullanılabilir” diyor.
Son günlerde yaşanan tartışmaya da bu çerçeveden bakmak gerektiğini belirten Beşer, “Bazı şarkıların meydanlarda kullanım hakkına dair yaşanan tartışmada son söz net olarak eser sahiplerinindir. İzin verirler ya da vermezler; bu kendi özgür iradelerinin, tercihlerinin sonucudur” diye konuşuyor.
Beşer, Türkiye’de şarkıların siyasetle iç içe geçmesini şaşırtıcı bulmuyor. “Siz onu politik ya da apolitik görün, hiç fark etmez; her eser politiktir” diyen Beşer, şarkıların psikolojik, kültürel ve sosyolojik olduğu kadar politik bağlamları da olduğunu belirtiyor.
Bir şarkının kullanıldığı yerin onu başka bir noktaya taşıyabileceğine dikkat çeken Beşer, bunun sanatın araçsallaştırılabileceğini gösterdiğini söylüyor.
“Bizim gibi sert demokrasi mücadelelerinin yaşandığı ülkelerde şarkılar da politikayla iç içe yaşamak zorundadır” sözlerini kaydediyor.
Geçmişte umutla söylenen bir şarkının bugün başka bir siyasi hesabın parçası olduğunda değerinden bir şey kaybetmeyeceğini söyleyen Beşer’e göre, asıl mesele onu sahiplenen kalabalıkların varlığı: Şarkılar değerinden bir şey kaybetmez; yeter ki sahiplenen kalabalıkları daim olsun.
Bu tartışmaların müzisyenleri siyasetten uzaklaştırıp uzaklaştırmayacağını sorduğumuzda ise şu cevabı veriyor: Son dönemdeki tartışmaların müzisyenleri siyasetten soğutacağını sanmıyorum. Hatta daha da politikleştirebilir.
***
İZİNSİZ KULLANIM EMEĞE MÜDAHALEDİR
MSG Yönetim Kurulu Üyesi Birol Namoğlu, bir şarkının mitingde, kampanya videosunda ya da başka bir mecrada kullanılabilmesi için birden fazla izin gerektiğini söylüyor. Namoğlu’na göre eserin sözünü ve müziğini yazanların yanında, bağlantılı hak sahiplerinden de izin alınmalı. Bu kapsamda yorumcuların ve fonogram sahibi yapımcıların hakları da devreye giriyor.
Bir şarkının çok sevilmesi ya da “halka mal olmuş” kabul edilmesi de bu durumu değiştirmiyor. Namoğlu, “Ne siyasi kampanyalarda, ne spor müsabakalarında ne de herhangi bir mecrada izinsiz kullanılamaz. Eser anonim olsa dahi düzenleme sahibinden, varsa derleyenden ve fonogram sahiplerinden izin alınmalıdır” diyor.

Sanatçının “Benim şarkım burada çalınmasın” sözünün hukuki karşılığı olduğunu belirten Namoğlu, dijital mecralarda meslek birliklerinin eser sahiplerinin talebiyle izinsiz kullanımı durdurabileceğini anlatıyor. Miting, stadyum ya da benzeri alanlarda ise önce kullanımın tespit edildiğini, ardından dava yoluna gidilebildiğini söylüyor. Yasal izin süreçleri tamamlanmadan kullanılan eserler için hak sahiplerinin hukuk ve ceza davaları açabileceğini; tazminat, tecavüzün ref’i ve men’i davalarının bu yollardan bazıları olduğunu belirtiyor.
Namoğlu’na göre mesele doğrudan emek hakkı. Namoğlu, izinsiz müzik kullanımını başka alanlardaki emek gaspıyla karşılaştırıyor: Meselenin, toprağına emek verip ürününü yetiştiren çiftçinin ürününü gizlice girip toplayıp götürmekten, bir ressamın stüdyosuna girip eserini bedel ödemeden, izin almadan götürüp evin duvarına asmaktan bir farkı yok.