Altın Palmiye Cristian Mungiu’ya verildi
Altın Palmiye Cristian Mungiu’ya verildi
Cumartesi akşamı düzenlenen ödül töreninde ünlü oyuncu Tilda Swinton’ın elinden Altın Palmiye ödülünü alan Mungiu konuşmasında “Tüm ödüller bağlamla ilgilidir,” dedi ve ekledi: “Bana bu ödülü vermiş olmanız bizim için harika bir şey ve çok mutluyuz, ancak bu filmleri yeniden izleyebilmek için 10, 20 yıl beklememiz gerekiyor; belki o zaman hangilerinin gerçekten iyi olduğunu ve zamanın sınavından geçmeyi başardığını anlayabiliriz.” Tören sonrası düzenlenen basın toplantısında da konuşan Mungiu “Eninde sonunda (karşı tarafın) sizden farklı olmadığını anlayacaksınız. Hepimizin hayatta kalma içgüdüsü var ve başkalarını düşman olarak görüyoruz.” dedi ve düşüncelerini “Diğer insanlara saygı duymalıyız. İnsanlar, insanlığın karşı karşıya olduğu sorulara kendi cevaplarını bulmalıdır. Onlara (çocuklara) şu anki toplumdan daha az şiddet içeren bir toplum bırakmalıyız.” sözleriyle özetledi.
ABD yapımı filmlerin jüri tarafından görmezden geldindiği dikkatlerden kaçmazken, festivalin en önemli ikinci ödülü sayılan Büyük Ödül eleştirmenlerin yüksek not verdiği bir filme, Rus sinemacı Andrey Zvyagintsev’in Putin karşıtı kara filmi “Minotaur”a verildi. Fransa’da sürgün hayatı süren ve COVID virüsü yüzünden bir süre önce ölümden dönen Zvyagintsev’in 9 yıl aradan sonra çektiği ilk film olan “Minotaur” Fransız sinemacı Claude Chabrol’un “La femme infidele” (1969) adlı filminin bir uyarlaması.
Cannes’da eleştirmenlerin çok sevdiği bir diğer film olan “Fatherland” ile festivalde yadsınamaz bir heyecan dalgası yaratan İspanyol yapımı “La Bola Negra” adlı filmler En İyi Yönetmen ödülünü paylaştılar. Her ikisi de edebiyata kendince göndermelerşi olan filmlerden ilki Pawel Pawlikowski’nin imzasını taşıyordu ve Thomas Mann ile kızının 1949 yılında bir ödül almak üzere geri dönüşlerini anlatırken, Javier Ambrossi ve Javier Calvo’nun (Cannes’da Los Javis olarak adlandırılıyorlardı) imzasını taşıyan diğeri Federico Garcia Lorca’nın yarım kalan bir şiirinden hareketle çekilmişti.
En İyi Kadın ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleri de yine ikişer isme verildi. Ryusuke Hamaguchi imzalı “All of a Sudden” filmindeki performanslarıyla Virginie Efira ve Tao Okamoto En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alırken, Belçikalı sinemacı Lukas Dhont’un “Coward” adlı filminde Birinci Dünya Savaşı sırasında birbirlerine aşık olan iki askeri canlandıran Valentin Campagne ve Emmanuel Macchia En İyi Erkek Oyuncu ödülünü paylaştılar. (İlginç bir not olarak ekleyelim, Altın Palmiye jürisinin neredeyse tüm ödülleri Avrupalı isimlere verdiği gecenin tek istisnası da Japon oyuncu Tao Okamoto oldu.)
Alman sinemacı Valeska Grisebach “The Dreamed Adventure” ile Jüri Özel Ödülü’nün sahibi olurken, Fransız sinemacı Emmanuel Marre “A Man of His Time” ile En İyi Senaryo Ödülü’nü aldı.
Festival seçkisi açıklandığında yarışma filmlerinin sadece üçte birinin (22 filmin 7’si) kadın yönetmenler tarafından çekilmiş olması gerçeği yüzünden eleştirilen festival yönetimi biraz da zevahiri kurtarmak için olsa gerek bu yılın afişine fesminist sinemanın ikonları Thelma ve Louise’I taşımıştı malum. Ödüllerde de kadınların pek öne çıkmayışı yine dikkat çeken bir başka meseleydi ve tören sonrası düzenlenen basın toplantısında jüri üyelerinden Chloe Zhao “Ödüllerde çeşitliliğe önem verdiğimizi düşünüyorum” diyerek bir savunma cümlesi kurduysa da açıkçası pek kimseyi tatmin etmedi. Ve son olarak, evet, Neon bir kez daha doğru koku aldığını gösterdi ve 7. yıl üst üste Altın Palmiye kazanan filmin dağıtımını önceden alarak 2019’dan bu yana devam eden seriyi bozmamış oldu.