Sarı zarf!

Sarı zarf!

Özgür Özel’e en mesafeli olanın söylediği, mutlaka bir yol bulunup krizden bölünmeden çıkılması gerektiği, bunun yolunun da kurultay olduğu!

Şimdi genel merkezde oturan, çok uzun süredir yakından tanıdığım insanlar var. Onların, şimdiye kadarki çizgilerine ve sol müktesebatlarına baktığımda, yasa vb. gerekçelerle, misal tüm üyelerle yapılacak bir seçimi temel alarak ilerlenmesine karşı çıkmalarını anlamama imkân yok!

Ana muhalefet partisinde, tam da iktidarı zorlayan bir dalga yakalanmışken ortaya çıkan bu krizin nedenlerine dair herkesin dillendirdiği bir gerekçe var. O gerekçelerin hiçbiri durumun iktidarın işine yaradığı sonucunu değiştirmiyor!

Bunları şimdilik bir yana bırakıp, konunun doğrudan bir gazeteci olarak benimle, mesleğimle ilgili boyutuna değineceğim.

Dünyanın her yerinde otokrasiler gazetecilerin soru sormasına karşı çıkarak yükselir. Tüm güçleriyle, gazeteciliği soru soran değil, kendilerini onaylayan bir mekanizmaya dönüştürmeye çalışırlar. Bu yaklaşım, en çarpıcı haliyle, Trump’ın beğenmediği soruları soran gazetecileri azarladığı, aşağıladığı, kadın meslektaşlarımıza hakaretler ettiği basın toplantılarında görülüyor.

Sorular ve soru sorulması otoriter rejimlerin en istemediği, en korktuğu şeylerdir. Soru sorana takılmadık kulp kalmaz!

CHP Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında soru soran arkadaşımız Yıldız Yazıcıoğlu’na “Sarı zarf alıyorsunuz” diyen “danışman”ı tanımıyorum. Tanıyanı da tanımıyorum. Yıldız arkadaşımızı ise Ankara’da herkes tanır. Herkese her soruyu sorabilen bir gazeteci olarak tanır!

Sarı zarf” ithamına muhatap olan gazeteciler kulaklarına inanamadılar ve “Burası CHP mi?” diye sordular. Burası CHP mi?

Soru sorulmasından rahatsız olunan ve soru soran gazeteciye iktidar çevrelerinin dillendirdiği çirkin ithamın yöneltildiği yer demokrasi peşinde koşan bir parti olamaz!

Şimdi partinin tüm kayıtları, defterleri, kasası elinde olanların yapması gereken derhal bu çirkin iddianın kanıtlarını ortaya koymak ve sorup sorgulayan tüm gazetecileri zan altında bırakmaktan vazgeçmektir!

Aksi halde, her soruda akıllarına “sarı zarf” gelen, işleri “zarfla” yapmaya alışmış ve basın özgürlüğünü hedefe koymuş otoriterlik sevdalısı yapılar olarak tarihe geçerler.

Soru soran gazetecileri “sarı zarf”la itham edip cevabını alınca da ağzını açamadan asansöre kaçanları demokratik siyaset açısından ölü sayarım!

Bizde “Ölünün arkasından konuşulmaz” diye bir söz vardır ama doğru değil. Tersine, imam zorlar konuşalım diye. Nasıl bilirdiniz diye sorar üç kez. Yetmez hakkınızı helal edip etmediğinizi de sorar ısrarla. Ona da yanıt verirsiniz üç kez. Bazen içinizden söylediğiniz ağzınızdan çıkan farklıdır. Olsun. O iş orada biter.

Sonra… Sonra hayat devam eder, artık onu konuşmanın anlamı yoktur.

Hayat sizi hak, hukuk, adalet, demokrasi, eşitlik ve özgürlükler yolunda, çok partili bir parlamenter demokrasi için, birlikte yürüyecek herkesle kol kola girerek yürümeye çağırır. Ölenle ölünmez, yürürsünüz!

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu