UFO’lar, düz dünya, derin devlet ve devlet aklı
UFO’lar, düz dünya, derin devlet ve devlet aklı
O gün Türkiye için bir distopya gibi gözüken bu durum bugün o kadar da ihtimal dışı değil. Türkiye’nin kör topal bir şekilde olsa da iktidar değişimine açık demokrasi deneyiminin Orta Asya, Kafkasya ve Ortadoğu’daki rejimlerle kıyaslanamayacağını düşünenler, gelinen noktada şimdi bunun pekâlâ bir ihtimal dahilinde olduğunu tartışıyor. Örneğin son olarak Medyascope’ta bir yayına katılan siyaset bilimci Murat Somer Türkiye’nin artık bir “kapalı otoriterlik” rejimine geçtiğini söylüyor.
Başta ABD, Batı’nın bir süredir Türkiye’den demokrasi talebi yok; havuç-sopa yöntemleriyle mevcut rejimle uyumlu çalışabildiklerini biliyorlar. Trump yönetimi, bölgede ABD-İsrail çıkarları öncelikli işleyişe kolaylık sağlayacak monarşileri ne kadar makbul gördüğünü Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel temsilcisi Tom Barack üzerinden iletmişti.
Üzerindeki ABD örtüsü çekilince Çin ve Rusya’dan esen rüzgarlarla ayazda kalan Avrupa Birliği, Türkiye’yi stratejik önemde bir komşu ve göçmenler için demografik bir tampon bölge olarak görüyor. Batı’nın Türkiye’ye demokrasi dayatacak mecali ve niyetinin olmadığı bir ortamda, mesele mevcut rejimin kalıcı olacağı fikrini içeride hakları her geçen gün tırpanlanan ve yoksullukla boğuşan kitleye kabul ettirebilmekte.
BİR SAKİNLEŞTİRİCİ OLARAK “DEVLET AKLI”
Rıza üretimi için insanlara devlet aklı mitini yeniden satabilmek gerekiyor. Bunun bir ayağı Saray’dan bağımsız bir devlet aklının hâlâ olduğu savunusu, bir diğeri de perde arkasından gelişmelere yön veren bir derin devlet olduğu savı. Devletin derinlikleri ile bürokrasinin buluştuğu kavşakta ise iktidarın parçası Bahçeli’nin durduğuna inanılması isteniyor. “Bahçeli ne demek istedi? Kime, ne mesaj verdi?” gibi tartışmalar bağımsız medyayı bile epey meşgul ediyor.
Araştırmalar insanların komplo teorilerine üç sebepten inanmaya meyilli olduğunu ortaya koyuyor: Karmaşık hakikatlere basit yanıtlar verebilmek; olaylar karşısında güçsüz ve savunmasız hissetmeye karşı bir savunma mekanizması geliştirmek ve kendileri gibi düşünen insanlarla bir sürü psikolojisinin verdiği konfor için. “Devlet şimdilik küresel çalkantılara karşı önlem alıyor, gerektiği zaman Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin bekâsı için devreye girecektir” düşüncesi, yaşanan dönüşüme karşı saray eczanesinin sakinleştirici reçetesi olarak sunuluyor.
GLADYO’DAN PEMBE TİŞÖRTE DERİN DEVLET
Türkiye’deki derin devlet elbette bir komplo teorisi değil. Ancak yıllarca Kurtlar Vadisi dizisinde mitleştirildiği gibi, ne kadar yerli ve milli olduğu epey tartışmalı. Türkiye’deki kontrgerillanın Soğuk Savaş döneminde NATO ve CIA desteğiyle kurulmuş, solun yükselişini önlemeyi amaçlayan uluslararası “Gladio” benzeri bir örgütlenme olduğuna dair nice belge, tanıklık ve çalışma var. “Derin devletin” tam olarak kimin aklını temsil ettiği sorusunun yanıtı bu ayrıntıda gizli.
Doğan Gürpınar’ın “Türkiye’de Komplo Teorileri” (Conspiracy Theories in Turkey: Conspiracy Nation) kitabında aktardığı gibi, zamanla “derin devlet” tarihsel kökeninden soyutlanıp bir fantezi kurgu haline geldi. Böylece her türlü siyasi gelişmeyi açıklayan, her şeyin arkasında olan gizemli ve her şeye gücü yeten bir yapı olarak yeniden kurgulandı. Bu retorik metamorfozda ise Atlantik paktı icadı olmaktan soyutlanıp milli bir kimliğe büründü.
Geçen yıl Bodrum’da deniz kıyısı bir restoranda çekilen bir fotoğraf Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe başkan adaylığı vesilesiyle yeniden gündeme geldi. Yıldırım’ın yanındaki kadro ilgi çekiciydi; Emniyet Genel Müdürlüğü’nden bakanlığa kadar uzanan kariyeri boyunca devlet, siyaset ve yeraltı dünyası arasındaki ilişkilerin kilit aktörlerinden biri olarak görülen pembe tişörtlü Mehmet Ağar’ın karşısında pembe gömleğiyle geçmişte istihbarat ve dış politikada devletin resmi kanallarının tıkandığı anlarda özel ilişkileri ve iş bağlantılarıyla devreye giren eski bakan Cavit Çağlar oturuyordu. Isıtılıp ısıtılıp dolaşıma sokulan fotoğraf, derin bir aklın memleketi (ve futbolu) perde gerisinden yönettiğini düşünenlere düzenli aralıklarla malzeme sunuyor. Tatil sitesi yönetimi gibi duran bir ekibin Kurtlar Vadisi’ndeki “ihtiyarlar Heyeti” olarak sunulduğu senaryonun hâlâ müşterisi, “derin devlet aklı” mitinin bir reytingi var.
KULAĞINA FISILDANAN ADAM: KILIÇDAROĞLU
Peki derinin ötesinde nasıl bir “devlet aklı” tahayyülü var? Cansu Çamlıbel’in ses getiren söyleşisinde konuşan Kılıçdaroğlu’nun “yol arkadaşı” Bülent Kuşoğlu, “devlet aklı” derken derin devleti kastetmediğini, “devlette çalışan, devlet bürokrasisinin aklını anladığını” belirtmişti. Kuşoğlu, büyük davalar, olağanüstü hâl dönemi, kanun hükmünde kararnameler, tasfiyeler, atamalar, görevden almalara rağmen hâlâ 24 yıllık iktidardan ayrı bir devlet aklı varmış gibi konuşuyordu.
CHP’nin başına geçirilen Kılıçdaroğlu ve çevresinin “devlet aklı bunu istiyor” söylemi yeni de değil. Gazeteci Gökçer Tahincioğlu 2023 seçimi öncesine dair gözlemlerini aktardığı yazısında şöyle diyordu: “Danışmanlığa getirilen ve kimsenin tanımadığı bazı insanlar, Kılıçdaroğlu’na yapılan bazı gizemli ziyaretler… Tam da o dönemde, “devlet aklı” kavramı CHP Genel Merkezi’nde olmadığı kadar sık dillendirilmeye başlandı. ‘Devlet, Kemal Bey’i istiyor, uygun görüyor’ cümlesi, Kılıçdaroğlu’nun adaylığının meşruiyet nedenlerinden biri haline gelmişti”.
“BÖYLE BİR ŞEY OLABİLİR Mİ?” MUHALEFETİ
Muhalefet liderliği boyunca Kılıçdaroğlu kızıyor, isyan ediyor ama sonra “Böyle bir şey olabilir mi?” deyip yoluna devam ediyordu. 7 Haziran 2015 seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi yıllar sonra ilk kez ülkeyi tek başına yönetme şansını yitirmişti ama Erdoğan Kılıçdaroğlu’na hükümet kurma görevi vermedi. Kılıçdaroğlu: “Bize görev verilmedi. Sandılar biz gidip meydan meydan mağdur edebiyatı yapacağız. Bizim öyle bir niyetimiz de yok” demekle yetindi. Bombalar ve can kayıplarının gölgesinde yinelenen seçimi de kazanamayacaktı. Buna rağmen kendi tahayyülündeki devletle uzlaşı arayışı devam etti. 2016’da milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasında “Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz” dedi.
Rejim değişikliğine giden yolda en önemli kırılma 2017 referandumunda mühürsüz oyların sisteme sokulmasıydı. Referandumdan sonra gazeteci Zafer Arapkirli bir etkinlikte Kılıçdaroğlu’na “neden vatandaşları protestoya çağırmadınız?” diye sordu. Kılıçdaroğlu, sokaklarda sopalı ve silahlı kişiler olabileceğine dair “duyumlardan” bahsetti ve sokağa inmeme, hatta mühürsüz oyları kabul eden YSK önüne gitmeme kararını “çok vahim olaylar çıkabileceği endişesi nedeniyle bu sorumluluğu almamaya karar verdik” dedi. Yine birileri Kılıçdaroğlu’nun kulağına fısıldamıştı.
Kılıçdaroğlu’nu Erdoğan için ideal bir muhalefet haline getiren özellikleri siyaset bilimci Behlül Özkan “Turkish Studies” dergisindeki makalesinde sıralamıştı: Buna göre 27 yıllık devlet memurluğu kariyeri Kılıçdaroğlu’nun siyasi tarzını şekillendirmişti. İktidara gelmeyi kitlesel bir siyasi mücadele ile değil, devlet içindeki güç odaklarıyla müzakere ederek ve uygun koşullar oluştuğunda gerçekleşecek bir “düzenli devir” süreci olarak görüyordu. Kısacası Kemal Bey, Tayyip Erdoğan ve çevresinden ayrı bir devlet olduğuna inanıyor, onunla müzakere ettiğini düşünüyordu. Saray için de etrafı devletin adamı olarak düşündüğü “ulaklarla” kuşatılan bir ana muhalefet liderinden daha iyi bir muhalefet olamazdı herhalde.
KOMPLO TEORİLERİYLE BAŞA ÇIKMAK
Günümüzde hâlâ bazı insanların dünyanın düz olduğuna inanması anlaşılamaz gelebilir, ancak komplo teorilerine inananları ikna etmek sanıldığı kadar kolay değil. Öncelikle hakikatin sistemli bir şekilde gizlendiğini düşünürler. Sunduğunuz kanıtları sizi kandıran sistemin manipülasyonları olarak görürler; siz “büyük resmi” göremiyorsunuzdur sadece. Şimdi gizemli bir “devlet aklının” var olduğu iddiasıyla sistemdeki dönüşüme rıza üretilmeye çalışılıyor. Nasıl ki bilim, düz dünyacılarla uzlaşma arayarak yapılmıyorsa, demokrasi için komplo teorisine inanan ya da inanmadığı hâlde bunu dayatanlarla bir uzlaşı içinde çözüm bulmak mümkün değil.