Sömürüye karşı çevirmenin onuru
Sömürüye karşı çevirmenin onuru
ÜCRETLER EMEKÇİYE ÇOK GÖRÜLÜYOR
Esin İleri – DİSK Basın İş Freelance Komisyonu Üyesi
Kira ödeyen çevirmenler açısından bakarsak, yalnızca kitap çevirisiyle geçinmek mümkün değil. Yayınevlerinin bir kısmı (yavaş yavaş) ÇEVBİR’in tip sözleşmesini (2000 baskı üzerinden %7) model alsa da tip sözleşmede önerilen oranın taban fiyatı olduğunu unutmamak lazım. Bu oranın üzerine çıkmak için mücadele edenler var ama nadir diller olmadıkça ya da çevirmenin tanınmış bir “ismi” yoksa daha insani oranları yayınevlerine kabul ettirmek mümkün değil. Yayınevleri bu oranı bile fazla buluyor. Yine de şunu eklemek isterim, ben “büyük” yayınevleriyle karşılaştırınca bağımsız yayınevlerinden hem daha yüksek telif hem de zamanında ödeme aldım.
Yayın dünyasında olması gereken ücretler emekçiye çok görülüyor. Meslek birliklerinin yıllardır verdiği mücadele çok mühim, çevirmen hakları için verdikleri mücadele yadsınamaz ama İş Kanunu’na göre freelance çalışanların bir sendikaya üye olamaması ve dolayısıyla örgütlü mücadelenin sendikal alana uzanamaması bence en büyük sorunlardan biri. Tüm eksiklerine rağmen sendikal hareketlerin mücadele ve pazarlık gücünü yadsıyamayız. Benzer bir sorun yayınevi emekçileri için de geçerli, birçoğu ancak büro çalışanı kategorisinden sendikalara üye olabiliyor ama olmamayı tercih ediyor maalesef.
(Kitapta son söz hakları olup olmaması konusunda) Mücadele ve pazarlık mekanizmaları devreye giriyor. Editörlerin inisiyatifine kalıyoruz. Editörlük yapmış bir çevirmen olarak çok ciddi bir anlam karmaşası olmadıkça son sözü olabildiğince çevirmene bırakmaya özen gösteriyorum. Çevirmenlerle hep iyi anlaştım ama çeviri yapmayan editörler hakkında aynı şeyi söyleyemem. Yayınevleri daha az ücret vermek için dile hâkim olmayan ya da deneyimsiz editörleri istihdam ediyor ve 20-30 yıldır dil emekçisi olan, çevirilerini dantel gibi işleyen birçok arkadaşım editörlerin çevirmene onaylatmadan matbaaya gönderdiği hatalı değişiklikler nedeniyle sorun yaşadılar. Üzerinde adınız olan ve telif sahibi olduğunuz bir metinde izinsiz keyfî değişiklikler yapılması kesinlikle kabul edilemez.
Esin İleri
∗∗∗
BİRÇOK ÇEVİRMEN YAN İŞLERLE AYAKTA
Deniz Öcal – Çevirmen
Sadece çeviri yapalı bir üç-dört sene oluyor, bu şartlar çoğumuzu mesleğimizin üzerine bir de iş edinmek durumunda bıraktı. Tanıdığım çoğu çevirmen dil bilgisinin değer gördüğü farklı sektörlerden aldıkları yan işlerle kendini ayakta tutuyor, ben de bu durumdayım. Verdiğimiz emeğin arkasındayız, başka iş yapmaktan utanmıyoruz ama insanın gönül verdiği bir mesleği varken eğitim ya da turizm sektöründe gönül eğlendirmek moralimizi etkiliyor açıkçası.
Yayın sektöründe gördüğünüz çevirmenlerin neredeyse hepsi sözleşmeli çalışan, çoğunun ay başında yatan bir ücreti yok. Bu bir şekilde kabullenilen ve alışılan bir şart, zaten kimse para için kitap çevirmiyor, çevirse de hatasından ilk kitabında dönüyor. Fakat kitabınızı çevirmeye başlarken imzaladığınız sözleşmedeki meblağın ödeme vakti gelene kadar gülünç kalma ihtimali var artık. Bu konuda farklı yayınevleri farklı ölçüde destek oluyor.
(Yapay zekâ destekli çeviri araçlarının yaygınlaşması konusunda) Bize sağ olsunlar, okurlarımız sahip çıkıyor. En azından kitap piyasasında okur, yapay zekâ ürünü çeviriye tepki gösteriyor, kapak görsellerine bile burun kıvırıyor. Bu yüzden şimdilik işimizi kaptıracağımızı sanmıyoruz. Faydası var mı derseniz, muhakkak vardır. Ben kullanmıyorum, çevirilerimin bu yüzden eksik kaldığını da düşünmüyorum. Zaten kitap çevirisine pek uygun araçlar değiller, fakat yapay zekâ araçlarını araştırma amacıyla kullanmayı öğrenmek gerektiğini düşünüyorum.
Deniz Öcal
∗∗∗
KRİZ ÖĞRENCİYİ MEZUN OLMADAN ZORLAR
Doç. Dr. Sinem Sancaktaroğlu Bozkurt – Hacettepe Üniversitesi
Kitap çevirmenlerinin koşullarının iyileşmesinin yayıncılık sektörünün genel koşulları ile alakası var. Edebiyat alanında uzmanlaşan kitap çevirmenlerinin diğer ülkelerde de ücretlendirme açısından çok avantajlı olmadığını, görsel-işitsel çeviri denince yurtdışı menşeli dijital platformların koşullarının daha iyi olduğunu ancak bazı derneklerin Türkiye’de de bu alanda uluslararası standartlarda koşulları sağlamak için çalıştığını biliyoruz. Ancak temel olarak ülkemizde çevirmeni koruyan ve kollayan daha çok yasaya, daha sistemli ve kurumsal bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu ve bu konuda çeşitli adımların atıldığını, akademi ve sektörün bir araya gelerek çaba sarf ettiğini söyleyebiliriz.
Türkiye’de hâli hazırda pek çok farklı dilde ve düzeyde eğitim veren elliden fazla mütercim tercümanlık bölümü var. Büyük şehirlerdekilerin mevcut koşullar altında ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını, diğerlerinin ise kadrosunu güçlendirerek emin adımlarla ilerlediğini düşünüyorum. Sektörün güncel ihtiyaçlarına cevap verme konusunda müfredatlarda alana özgü çağdaş dersler yer almakta ancak her zaman bu dersleri verecek öğretim elemanı bulmak kolay olmamakta. O zaman da üniversiteler genellikle sektör öğrenci buluşmalarına zemin hazırlayarak öğrencilerine yol gösterme yoluna gitmekte.
Her alanda olduğu gibi çeviri sektörü de ekonomik krizlerden nasibini almıştır. Ama olayaakademik açıdan yaklaşmamı isterseniz; önce klasik bir eğitim anlayışıyla sanki sınıf her şeyden azade bir yermiş gibi tüm alanı tamamen sahiplenerek eğitim veririz ve aynı adanmışlığı öğrencilerimizden de bekleriz, dışarda onları bekleyen hiçbir olumsuzluk yokmuş gibi. Sonra piyasa gerçekleri ile tanıştırırız onları, sektör görüşmeleri ile gerçek dünyaya hazırlamaya çalışırız, mezun olmaya yakın biraz fazla zorlarız hatta. Bu senaryoda ekonomik kriz öğrenciyi mezun olmadan zorlar; bir yandan çalışıp bir yandan okur; bu onları piyasaya daha çabuk hazırlar ama akademik süreçte kırılmalara neden olabilir. Bu durum zaman zaman kendisini daha net gösterir, siz de bunun yansımasını sınıfta hissedersiniz. Ama ne olursa olsun, akademinin görevi çevirmen adaylarına her türlü olumsuzluğun üstesinden gelmeleri için bir bakış açısı kazandırmak, onları farklı senaryolara hazırlamak, çok yönlü bir eğitim vermek ve tutkuyla çalışma bilincini aşılamaktır. Kötü günler gelir geçer ve günün sonunda Anton Çehov’un dediği gibi “Bizi çalışmak kurtarır.”
Sinem Sancaktaroğlu Bozkurt