Mutlak butlan bir son mu, başlangıç mı?

Mutlak butlan bir son mu, başlangıç mı?

Bugün yaşananlar da benzer bir kurgunun parçaları. Bir önceki dönemin muhalif aktörü Kürt siyasal hareketi yeni “çözüm süreci” ile sınırlandırılıp etkisizleştirilirken Özgür Özel’in genel başkan seçildiği Kasım 2023’teki değişim kurultayının ardından tehlikeli bir rakip haline gelen CHP ise “fabrika ayarlarına” döndürülüyor. Paraşütle partinin tepesine indirilen Kılıçdaroğlu ve beraberindekiler, ihaneti “arınma” söylemiyle perdelemeye çalışsalar da onları bu göreve getiren aklın tek amacı partiyi içeriden sabote edebilecek küçük ve işbirlikçi bir klik bulmaktı. “Devlet aklı” denen işte budur. Şimdi rejim, bir anlamda Kılıçdaroğlu’nu başa getirme yoluyla CHP’yi fiilen kapatarak, partiye kendi ihtiyaçları doğrultusunda biçim veriyor. CHP’nin kabuğunu kırmasını ve 2024 yerel seçiminin gösterdiği üzere geniş kesimlere açılıp iddiasını büyüten bir aktör haline gelmesini sağlayan başarı trendinin önüne, “mutlak butlan” adı verilen bir mahkeme kararıyla geçiyor.

Bir süredir CHP’nin başına gelenlerin sadece CHP’yi ilgilendirmediğini söylüyoruz. Doğru kuşkusuz. Bu bir yol ayrımı. Ülke, gittikçe despotlaşan ve hukuk tanımayan bir siyasi iradenin, kendi nihai düzenini kurmak için varlığına tehdit olabilecek tüm unsurları süpürdüğü şiddetli bir fırtınanın içinde sürükleniyor. Bu fırtınaya karşı koyabilecek ve havayı toplum yararına dönüştürebilecek güçte bir karşı iradeye ihtiyaç var. Mutlak butlan kararıyla yaratılmak istenen denklem ancak CHP’nin de sınırlarını aşan, daha yaygın, etkili ve dinamik bir demokrasi hattıyla bozulabilir.

Bu demokrasi hattı aynı zamanda farklı bir Türkiye çağrısını da içermeli. Salt mağduriyet anlatısı üzerine kurulu, tepki oylarını çekmek dışında planı olmayan bir muhalefet anlayışı, rejim karşısındaki muhalefeti en geniş sınırda toparlayamayacağı gibi biriktirdiği enerjiyi de giderek kaybedecektir. Sadece bugün yaşanana değil, yarın yaşanacak olana dair de fikri olan, ekonomi, adalet ve demokrasi başta olmak üzere ülkenin temel sorunlarına söz söyleyen, halkı buradan çıkışın mümkün olduğuna inandırabilen bir çizgi oluşturulmalı. Toplumsal muhalefetin mevcut kapasitesini aşabilmek, yarınlara olan umudu diri tutabilmek ve iktidar karşısındaki en geniş tabanı yakalayabilmek için bu çizgiden başka bir alternatif yok. Burada sorumluluk yalnızca yerinden edilen Özel CHP’sinin değil, bir bütün olarak rejimin dayattığı Türkiye’yi reddeden tüm siyasi hareketlerdedir. İktidarın kendisiyle birlikte etrafını da konsolide edecek bir dizaynla anayasa ve seçim hedefini izlediği düşünüldüğünde, onun karşısında da dağınık duran muhalefet bileşenlerinin fotoğrafın tamamını, yani ülkenin gittiği yeri gören bir koordinasyonla davranması zorunludur.

Mutlak butlanla CHP’nin başına getirilen ekibin, muhalif tabanı dağıtabilecek ya da halkın kafasını karıştırabilecek siyasi bir ağırlığının olmadığı anlaşılıyor. Bir bıçak gibi CHP’nin kalbine saplanan ve saplandığı yerde dönerek muhalefete maksimum hasarı vermekten çekinmeyeceği belli olan bu işbirlikçi klik, her şeye rağmen yalnızca devlet desteğiyle partinin binasını ve maddi imkânlarını elinde tutabilecek cılız bir bünyeye sahip. Memlekette ise rejime teslim olmayı reddeden devasa bir itiraz kümesi bulunuyor. Mutlak butlan kararıyla amaçlanan, bu yığını adressiz bırakıp irili ufaklı parçalara bölmek. Ancak enseyi karartmamalıyız; bu o kadar basit bir mesele değil. Muhalefette dayanışmanın ötesine geçen bir hizalanma, mutlak butlan kararı sonrası gelişen yeni şartlarda yaratacağı ivmeyle güç dağılımını iktidarın hiç hesap etmediği bir noktaya getirebilir. Bunun için ideolojik ve örgütsel olarak CHP’nin de aşılması gerek. Zira mevcut olağanüstü koşullar, ona kalıpların dışına çıkarak aynı ölçüyle cevap verebilen ama aynı zamanda ayakları yere basan, dünyanın gittiği yeri gören ve “Başka bir Türkiye mümkün” iddiasını halkın geniş kesimlerine kabul ettirebilen bir “yeniden doğuşu” zorunlu kılıyor.

Aydınlık ve özgür bir Türkiye hayali kuran halk kesimleri, içinden geçilen bu tarihi karar anında, demokrasi için mücadele ettiğini söyleyen siyasi hareketlerin ikircikli tutumlardan uzaklaşmasını bekliyor. Muhalefetin tutunması gereken ana damar da burasıdır. Siyasi elitlerin tepeden kurgularıyla oluşan, rejimden pay kapmaya dayalı açık/zımni ittifakların ve buna bağlı gelişen ayak sürümelerin, tereddütlü tutumların önüne, halkın talep ve beklentilerinin siyasetin merkezinde etkin biçimde yer aldığı dönüştürücü bir atmosferle geçilebilir. Aksi halde toplum, yukarıdan dayatılan ve kendi menfaatine olmayan projeleri istemeye istemeye kabul etmek, üstüne dikilen deli gömleğini giymek zorunda kalacak. Türkiye buna mecbur değil ve daha da önemlisi tüm bu olan bitene “dur” diyebilecek bir toplumsal muhalefet potansiyeline sahip. Acil görev, söz konusu potansiyelin berhava olmasını engelleyebilecek, onu bir siyasi hikâye ve gelecek anlatısı etrafında toparlayabilecek bir eksen oluşturmaktır.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu