Enflasyon, gümrük vergileri ve savaş

Seth Sandronsky – counterpunch.org

ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu’nun bildirdiğine göre, Tüm Kentsel Tüketiciler İçin Tüketici Fiyat Endeksi (CPI-U), mevsimsel olarak düzeltilmiş bazda Nisan ayında yüzde 0,6 arttı; Mart ayında bu artış yüzde 0,9 olmuştu. Son 12 ayda ise, mevsimsel düzeltme yapılmadan tüm kalemleri kapsayan endeks yüzde 3,8 yükseldi.”

Enerji fiyatları, büyük ölçüde 28 Şubat 2026’da başlayan ve ABD ile İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş nedeniyle yükselmiş durumda. Uluslararası hukukun ihlali niteliğindeki bu saldırı, İranlı yetkililere göre 3 bin 468 kişinin ölümüne ve 26 bin 500’den fazla kişinin yaralanmasına yol açtı; ayrıca Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına neden oldu.

ABD’NİN YENİLDİĞİNİN GÖSTERGESİ

Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’si bu geçiş yolundan taşınıyor; savaş başlamadan önce bu hat açıktı. Dahası, bu kapanma, Robert Kagan’ın Atlantic dergisinde yazdığı üzere, ABD açısından bir yenilginin göstergesi olarak değerlendiriliyor. Kagan, ünlü bir yeni muhafazakâr ve Irak Savaşı’nı savunan isimlerden biri; aynı zamanda Yeni Amerikan Yüzyılı Projesinin kurucularından.

Enflasyonu artıran bir başka faktör de gümrük vergileri. ABD’de gümrük vergilerine karşı faaliyet yürüten ve yaklaşık bin 200 küçük işletmeden oluşan bir taban koalisyonu olan “We Pay The Tariffs”in (Gümrük vergilerini biz ödüyoruz) başındaki Dan Anthony’ye göre durum açık: “Gümrük vergileri fiyatları artırır.” Başka bir deyişle, gümrük vergileri ticaret savaşının bir parçası olarak enflasyonu körüklüyor.

Hatırlamak gerekir ki Başkan Trump, ABD’nin küresel ticaret ortaklarından yapılan ithalata yönelik vergileri 4 Mart 2025’te yürürlüğe koydu. O tarihten bu yana gümrük vergileri zaman zaman artırıldı, zaman zaman düşürüldü. Alüminyum, çelik ve diğer emtialara yönelik bu gümrük vergilerinin etkilerini “kaotik” olarak tanımlamak bile yetersiz kalıyor.

Dallas Federal Rezerv Bankası’nda yapılan son araştırmalar da Anthony’nin değerlendirmesini doğruluyor. Fed araştırmacılarına göre, ithalata bağımlı işletmelerin gümrük vergi maliyetini tüketiciye yansıtması, tüketici fiyat enflasyonuna tam bir yüzde puan eklemiş durumda.

PEKİ, NE YAPILABİLİR?

Anthony’ye göre, “Hükümetin fiyatları düşürmek için kullanabileceği araçlar sınırlı; ancak gümrük vergilerinin kalıcı olarak kaldırılması bunlardan biri.” Bu tespit doğru, ancak en azından kısa vadede pek olası görünmüyor. Bununla birlikte geçmişe kısa bir bakış, başkanların enflasyonla mücadelede başka araçlara da başvurduğunu gösteriyor, özellikle ABD’nin askeri bir yenilgi yaşadığı dönemlerle bağlantılı olarak.

15 Ağustos 1971’de Başkan Richard Nixon, Beyaz Saray’da “Tricky Dick” lakabıyla anılan, Quaker kökenli bir Cumhuriyetçi ve sonrasında sert bir antikomünist olarak bilinen isim, 90 gün süreyle ücret ve fiyat kontrolleri uygulamaya koydu. Bu müdahale, Vietnam Savaşı’nı finanse etmek için yapılan bütçe harcamalarının tetiklediği enflasyonla mücadele amacı taşıyordu. Burada vurgulamak istediğim nokta şu: başkanlar enflasyonla mücadelede birden fazla yöntem kullanmıştır.

Bu arada ve buna bağlı olarak, Başkan Donald J. Trump’ın, sığır eti ithalatına yönelik tarifeleri geçici olarak düşüren ve yerli sığır varlığını artırmayı hedefleyen politikaları destekleyen başkanlık kararnamelerini imzalamayı geciktirmiş olabileceği ifade ediliyor. Bu iki politika hedefi ilk bakışta birbiriyle çelişkili görünüyor. Gerçekten de öyle mi?

ASLINDA NE OLUYOR?

Food Action’ın araştırma ve politika direktörü Sarah Carden durumu şöyle değerlendiriyor: “Yönetim bu adımı, tüketiciler için et fiyatlarını düşürürken yerli üreticileri desteklemenin bir yolu olarak sunuyor; ancak bu yaklaşımın daha önce işe yaramadığını gördük. Arjantin’den yapılan ithalatın artırılması fiyatları anlamlı biçimde düşürmedi; çünkü asıl sorun, birkaç büyük şirketin kontrolündeki yüksek derecede yoğunlaşmış et işleme sektörü.”

Gerçekten de tablo bu yönde. Farm Action’a göre ABD’de dört büyük et işleme şirketi sığır eti sektörünün yaklaşık yüzde 85’ini kontrol ediyor. Bu durum piyasa yoğunlaşmasının klasik bir örneği.

Bu tür bir yoğunlaşma fiyatların yükselmesine yol açabilir ve çoğu zaman açar. Piyasada üretici sayısı azaldığında, fiyat rekabetinden kaçınmak mümkün hale gelir. Yoğunlaşmış piyasa gücüne sahip tekelci şirketler, rakipleri daha düşük fiyatlar sunmadıkça neden fiyat düşürsün? Pazar payı ve kâr kaybı riski yoksa fiyatları aşağı çekmenin bir anlamı kalmaz.

Kâr amacıyla işleyen bir ekonomik sistemde, rekabet baskısı olmadan fiyat düşürmek rasyonel bir tercih değildir. Bu sırada yerli sığır yetiştiricileri -ki bunların bir kısmı Trump’ın kendi tabanını oluşturuyor- ciddi bir baskı hissediyor. ABD’li tüketiciler ve ithalata bağımlı işletmeler de aynı şekilde, enflasyonun, tarifelerin ve savaşın etkileriyle baş etmeye çalışıyor.

Başa dön tuşu