Venedik Bienali’nde gündem siyasi kriz

Venedik Bienali’nde gündem siyasi kriz

JÜRİNİN KARARI VE KIRILMA NOKTASI

Krizin merkezinde jürinin aldığı bir karar var. Jüri, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından suçlamalarla anılan liderlere sahip ülkelerin sanatçılarının ödül sürecine dâhil edilmeyeceğini açıkladı. Bu kararın özellikle Rusya Federasyonu’nu ve İsrail’i hedef aldığı yorumlandı. Bir kesim bunu etik bir duruş olarak değerlendirirken başka bir kesim ise sanatın siyasi bir araca dönüştüğünü savundu. Tartışmalar büyüdükçe jüri üzerindeki baskı arttı ve sonunda tüm üyeler görevlerini bıraktı.

MELONİ’NİN DENGE ARAYIŞI

Başbakan Giorgia Meloni de tartışmaların merkezine yerleşti. Meloni, Rusya’nın Bienal’e katılımı konusunda kendi görüşünü açıkça dile getirdi. Basına yansıyan açıklamasında şu ifadeyi kullandı: “Bu benim tercih edeceğim bir karar olmazdı.” Aynı açıklamada Bienal’in bağımsızlığına da vurgu yaptı: “Bu tür kararlar organizasyonun sorumluluğundadır.”

İstifaların ardından bugün Il Giornale gazetesinde yer alan güncel haberde, Rusya’nın Bienal’e resmî olarak davet edilmemesi üzerine İtalya Kültür Bakanlığı ile Bienal yönetimi arasındaki diyalog ve diplomatik gerilim ele alındı. Habere göre; 30 Nisan Perşembe günü yapılan görüşmeler ve yerinde incelemenin ardından hazırlanan ve Rus Pavyonu’nun yeniden açılması ile Avrupa Komisyonu fonlarının iptali sürecine odaklanan belge, yarın Meloni ve Müsteşar Giovanbattista Fazzolari’nin incelemesi için Palazzo Chigi’ye gönderilecek. Sanıyorum ki hükümetin nasıl bir denge kurmaya çalıştığı net bir şekilde anlaşılıyordur. Siyasi bir pozisyon alınıyor ancak kültürel kuruma doğrudan müdahale edilmemeye özen gösteriliyor.

BASINDA ÖNE ÇIKAN ELEŞTİRİLER

İtalyan basınında üç ana eleştiri var: İlk yaklaşım, krizin iyi yönetilemediğini ve organizasyonda öngörülemeyen bir yönetim zafiyeti olduğunu vurguluyor. 2’nci yaklaşım, sanat alanının giderek ideolojik tartışmaların içine çekildiğini belirtiyor. 3’üncü ve en yaygın yaklaşım ise yaşananların İtalya’nın uluslararası imajına zarar verdiğini ifade ediyor. Bu kriz, “Sanat, küresel siyasetten ne kadar ayrı kalabilir?” sorusunu gündeme oturttu. Venedik Bienali’nin yapısı bu soruyu daha da karmaşık hâle getiriyor. Ülkelerin kendi pavyonlarıyla temsil edildiği bir sistemde, siyasi gerilimlerin tamamen dışarıda kalması zaten zor. Bu yıl yaşananlar direkt olarak bir gerilimi somutlaştırıyor.

İKİ FARKLI TABLO

Yukarıda anlattıklarımla birlikte bugün Venedik’te aynı anda iki farklı tablo var. Bir tarafta siyasi tartışmalar ve krizler. Diğer tarafta ise üretmeye devam eden sanatçılar. Venedik’te çok sayıda Türkiyeli sanatçı güçlü projelerle sahnede. Örneğin Rahşan Düren’in San Clemente’de açılan sergisi, Bienal ile aynı dönemde uluslararası izleyiciyle buluşuyor. Sanatçının “Play Again” fikri etrafında kurduğu sergi, içsel ve dışsal dünyalar arasındaki gerilimleri ele alıyor. 2 heykel ve 47 resimden oluşan seçkinin kalıcı olarak burada yer alacak olması da sergiyi ayrı bir noktaya taşıyor.

Bir diğer önemli proje, Ahmet Güneştekin’in Palazzo Gradenigo’da gerçekleştirdiği “Sessizlik” sergisi. 11 büyük ölçekli bronz heykel ve 11 farklı teknikle üretilmiş eserden oluşan bu yerleştirme, uluslararası bir sanat üretim platformunun başlangıcı olarak konumlanıyor. Mekânın gelecekte genç ve dezavantajlı sanatçılara alan açacak bir merkez hâline gelmesi hedefleniyor.

Bienal’in resmî ayağında ise Nilbar Güreş öne çıkıyor. Koordinasyonunu İKSV’nin yaptığı Türkiye Pavyonu’nda sergilenecek olan “Gözlerinizden Öperim”, sanatçının farklı disiplinlere yayılan üretimini bir araya getiriyor. Fotoğraf, video, tekstil ve heykel gibi alanlarda üretilen işler; kimlik, toplumsal eşitsizlik ve kültürel semboller üzerine kurulu. Serginin dikkat çeken yönlerinden biri de üretim süreci. İstanbul’da zanaatkârlarla birlikte yürütülen kolektif çalışma, eserlerin arkasındaki emeği görünür kılıyor.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu