Enerji şokuyla ‘Kral çıplak!’

Enerji şokuyla ‘Kral çıplak!’

Türkiye ise bu yeni döneme dünyanın en hazırlıksız ekonomilerinden biri olarak yakalandı.

Çünkü Türkiye zaten yüksek enflasyon, zayıf rezervler, bozulmuş gelir dağılımı ve kırılgan dış finansman yapısıyla son derece hassas bir noktadaydı. Şimdi bunun üzerine bir de enerji şoku ekleniyor. Petrol fiyatlarının 100 doların üzerine yerleşmesi Türkiye açısından artan cari açık, bütçe açığı ve enflasyon baskısının yeniden büyümesi, TL politikasının zorlanması demek.

Nitekim cari işlemler dengesi şimdiden alarm verdi. 12 aylık cari açık yeniden 40 milyar dolara yaklaşırken, enerji ve altın hariç çekirdek dengede de ciddi bozulma var. Bu çok kritik. Çünkü sorun yalnızca pahalı enerji değil; üretim yapısının ithalata bağımlılığı ve ekonominin döviz yaratma kapasitesindeki zayıflık. Yani Türkiye ekonomisi büyümese bile döviz açığı üretiyor.

Daha da önemlisi, bu açık çok kırılgan finansmanla çevriliyor. Yabancı sermaye çıkışları hızlanırken rezervler yeniden eriyor. Jeopolitik risk arttığında sıcak paraya dayalı ekonomi modelinin ne kadar kırılgan olduğu bir kez daha görünür halde.

Bütçe tarafındaki tablo da farklı değil.

Faiz dışı denge hızla bozulurken harcamalar yüksek tempoda artıyor. Vergi gelirlerindeyse ekonomi yavaşladıkça ivme kaybı görülüyor. Ekonomi yönetimi aynı anda hem büyümeyi kaybediyor hem de mali disiplini koruyamıyor. Üstelik yüksek faiz politikası nedeniyle önümüzdeki dönemde faiz giderleri daha da büyüyecek. Bu da bütçe açığını yapısal hale getirebilir.

Bu da Şimşek programının temel açmazı. Üç yıldır uygulanan programın ana vaadi yüksek faizle enflasyonun düşeceği, yabancı sermaye geleceği, rezervlerin güçlenecek ekonominin yeniden dengeleneceğiydi. Ancak bugün ne enflasyon kalıcı biçimde düşürülebildi ne üretim yapısı dönüştürülebildi ne de Türkiye dış şoklara karşı dayanıklı hale getirilebildi.

Türkiye hâlâ yüksek enflasyonlu bir ekonomiyken şimdi buna yüksek enerji maliyeti ve stagflasyon riski ekleniyor.

Dahası, mevcut program ekonomiyi üretim üzerinden değil, finansal akımlar üzerinden stabilize etmeye çalıştı. Sanayi politikası yerine sıcak para; yapısal dönüşüm yerine yüksek faiz tercih edildi. Bunun sonucunda reel sektör ağır bir finansman baskısı altına girdi. Yatırımlar zayıfladı, iç talep daraldı ve ekonomik yavaşlama hızlandı. İşsizlik arttı.

Şimdi TCMB’nin önünde çok daha zor bir tablo var. Enerji şoku nedeniyle enflasyon yeniden yukarı giderken kur şoku (dolayısıyla enflasyon) tetiklemesin diye faiz indirimi yapması imkânsıza yakın. Ancak faizlerin yüksek tutulması sanayi üzerindeki baskıyı daha da artıracak. Türkiye tam anlamıyla stagflasyon riskine sürükleniyor: düşük büyüme, yüksek işsizlik ve yüksek enflasyon aynı anda oluşuyor.

Üstelik bu yalnızca ekonomik değil, siyasi bir kriz işareti de.

Çünkü üç yıldır “rasyonel programa dönüş” söylemiyle yönetilen ekonomi, ilk büyük küresel şokta yeniden kırılgan halde. Bu da sorunun yalnızca teknik ekonomi politikalarında değil; yönetim modelinde olduğunu gösteriyor. Kurumsal güvenin zayıfladığı, hukuk sisteminin çöktüğü, merkez bankası bağımsızlığının sürekli tartışıldığı bir ekonomide kalıcı istikrar üretmek mümkün olmuyor.

Bugün dünya zor bir döneme girdi. Türkiye’nin farkı, bu döneme zaten ağır kırılganlıklarla yakalanması.

Artık görülmesi gereken gerçek Türkiye ekonomisinin yalnızca küresel enerji şokunun değil, yıllardır biriken yanlış yönetim tercihlerinin de bedelini ödediği. Erdoğan yönetimi uzun süredir ekonomiyi günü kurtaran hamlelerle yönetmeye çalışıyor. Ancak dünya daha sert, daha kırılgan ve daha rekabetçi bir döneme girerken bu model artık sürdürülebilir değil.

Türkiye artık yalnızca yüksek enflasyon yaşayan bir ekonomi değil; aynı zamanda yönünü kaybetmiş bir ekonomi. Enerji şokuyla birlikte bozulan dış denge, büyüyen bütçe açığı, yüksek faiz baskısı ve sıkışan sanayi yapısı bize tek bir şeyi söylüyor: Mevcut ekonomi yönetimi Türkiye’yi daha iyi bir dengeye değil, daha kırılgan ve daha yoksul bir dengeye sürüklüyor.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu