Karagöz ve Şarlo 21'inci kez bir arada: Kavel’den kuryelere perdede emek var
Uluslararası İşçi Filmleri Festivali bu yıl yalnızca yeni filmleri değil, işçi sınıfı hafızasının önemli duraklarını da izleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor.
Festival, 21’inci yılında Kemal Türkler’in 100’üncü doğum yılı nedeniyle özel bir programa imza atarken, ilk yılında açılış filmi olan Karanlıkta Uyananları yeniden perdeye taşıyor.
İstanbul, Ankara ve İzmir’de eş zamanlı başlayacak festivalde 14 ülkeden 73 film gösterilecek; kadınların, güvencesiz çalışanların, çevre mücadelesi verenlerin ve farklı işkollarındaki emekçilerin hikâyeleri ücretsiz gösterimlerle seyirciyle buluşacak.
Tufan Sertlek
Gönüllülerden Tufan Sertlek, festivalin 21’inci, Kemal Türkler’in 100’üncü yaş gününü anlattı.
2026 yılı hem festivalin 21. yılı olması hem de Kemal Türkler’in 100’üncü doğum yılına denk gelmesiyle çok özel bir anlam kazandı. Bu yılki programı oluştururken Kemal Türkler’in sendikal mirası ile işçi sineması arasında nasıl bir yol kurmayı hedeflediniz? Kemal Türkler yılının bu özel parçası için seçki nasıl oluşturuldu? Türkiye işçi sınıfı tarihinde dönüm noktalarından olan Kavel direnişinden bugüne, festival Türkler’in 100’üncü yaşında nasıl bir köprü kuruyor?
Birleşik Metal İş Sendikası, KETEV (Kemal Türkler Eğitim ve Kültür Vakfı) ve TÜSTAV (Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı) ile birlikte, Kemal Türkler’in 100. doğum yılı olması nedeniyle, bu yılı “Kemal Türkler Yılı” ilan etti.
Festivalimiz bu yıl 21 yaşında ve Birleşik Metal-İş Sendikası bizimle hep yan yana oldu. Sınıf mücadelesinin bu güçlü ve samimi örgütüyle birlikte olmak bizim için de önemli bir moral kaynağı.
Festivalin bu yılki organizasyonuyla ilgili görüşmemizde Kemal Türkler Yılı olması hasebiyle özel bir etkinlik yapma fikri ortaya çıktı. Hem Kemal Türkler’in etkin olarak yer aldığı hem de sınıf mücadelesinin ilk coşkulu dalgalarına tanık olduğumuz bir dönemi anlatan Karanlıkta Uyananlar filmini gösterip söyleşi yapacağız.
12 Mayıs akşamı 17.30’da Birleşik Metal-İş Sendika Genel Merkezi’nde yapacağımız bu etkinliğimize okurlarınızı da bekliyoruz.
Kemal Türkler Türkiye sınıf mücadelesinin sembol ismidir. İşçi sınıfının en güçlü kazanımlarına sahne olan 1960-1980 arasındaki mücadele döneminin liderlerinden biridir. Eğer bugün hala Türkiye’nin geleceğine dair sınıf mücadelesinden bir umudumuz varsa bunda o yıllardaki Kemal Türkler ve arkadaşlarının mücadelesinin ve o yıllardaki DİSK’in payı çok fazladır.
Bu nedenle biz de İşçi Filmleri Festivali olarak Kemal Türkler’e saygımızı bu vesileyle dile getirmekten mutlu olduk.
Karanlıkta Uyananlar filmi bizim festivalin ilk yılımızdaki açılış filmi idi. Festivali yapma fikrini bir süre tartıştıktan sonra “işçi filmi” diye bir şey var mı, diye baktığımızda aslında ülkemizin bu konuda hiç de parlak bir birikimi olmadığını gördük. 1960-1980 arası ve 12 Eylül sonrasında 1980’lerin sonlarından 2000’lere kadar aslında sınıf mücadelesinin hep gündemde olduğu bir dönem yaşadık ama bu mücadelelerin sinemaya aktarımının neredeyse hiç olmadığını gördük. İlk yıllar festivalde gösterdiğimiz filmlerin büyük çoğunluğu yurtdışından festivale katılan filmlerden oluşuyordu.
Ancak sonraki yıllarda, sanırız film yapma tekniklerinin de daha kolay ve ucuz hale gelmesiyle de, çok sayıda belgesel filmin yapıldığını ve bunların önemli kısmının festivalimize başvurduğunu gördük. Emek konulu belgesellerin yapımında İşçi Filmleri Festivali’nin varlığının da özendirici bir unsur olduğunu ve bazı genç yönetmenlerin festivalde gösterilmesi için film çekmek istediğini de memnuniyetle gördük.
Sonuç olarak 1960’lı yıllarda sınıf mücadelesinin ilk dalgasını, Kemal Türkler’in ve mücadele arkadaşlarının hikayesini anlatan Karanlıkta Uyananlar filmiyle başladığımız festival yolculuğumuz bugün sınıf mücadelesinin bütün bileşenlerinin; fabrika işçilerinin, kamu çalışanlarının, kendisine beyaz yakalı diyen ofis çalışanlarının, motokuryelerin, tarım işçilerinin, işçileşen hekimlerin, hukukçuların, mühendislerin hikayelerini anlatan belgesel ve kurmaca film gösterimleriyle devam ediyor.
Bu yıl festival seçkisinde izleyiciyi neler bekliyor? Festival, başladığı günden bu yana biletsiz ve sponsorsuz olma ilkesini koruyor. Ekonomik krizin giderek derinleşip emekçinin sırtına yüklenen kriz faturası, özellikle sınıfın kültürel etkinliklerden uzaklaşmasına sebep olurken bu ölçekte bir organizasyonu sadece gönüllülük ve dayanışmayla sürdürmek festivalin içeriğini ve izleyiciyle olan bağını nasıl etkiliyor?
Festivalimiz bu yıla İstanbul, Ankara ve İzmir’de eşzamanlı açılış yaparak her zaman olduğu gibi 1 Mayıs İşçi Bayramı’nın hemen ardından 2 Mayıs’ta başlıyor. Festivalimize bu yıl 490 film başvurdu. Bu filmlerden 14 ülkeden 73 film izleyiciyle buluşacak. Bu filmlerden 54’ü ülkemizden başvurdu. Filmler 3 şehirde 34 salonda izleyiciyle buluşacak. Festivalin İstanbul’daki açılışını yönetmen Hüseyin Karabey’in çektiği ve Kadir İnanır’ı anlatan “Kuzeyden Gelen Adam” filmiyle yapacağız. Bu filmi açılış filmimiz yaparak Biz de Festival olarak sinemamızın hem oyuncu olarak çok başarılı ve çok sevilen hem de toplumsal duyarlılığı güçlü bir sanatçıya saygımızı ifade etmiş olmaktan çok mutluyuz.
Festivalimizin bir süredir gündeminde olan “erişilebilirlik” meselesiyle ilgili bu yıl bir adım atmaya karar verdik ve bu konuyu dost festival ve kuruluşlarla konuşacağımız bir etkinlik düzenliyoruz. Amacımız bir plan dahilinde İşçi Filmleri Festivali’nin “erişilebilir festival” haline gelmesini sağlamak.
Festivalimiz 21 yıldır kuruluş ilkelerinden taviz vermeden yoluna devam ediyor: Devletten, sermaye ve fon kuruluşlarından hiçbir destek almadan, sadece emek örgütlerinin dayanışması ve sadece gönüllü emeğiyle gerçekleşen festivalimiz bütün etkinliklerini ücretsiz olarak gerçekleştiriyor.
21 yıldır, hem de hiç aksamadan, sadece gönüllü emeğiyle bir etkinliği gerçekleştirmek pek çok kişi tarafından şaşkınlıkla karşılanıyor. Doğrusunu isterseniz biz de bazen şaşırmaktan kendimizi alamıyoruz. Sanırız bu işin sırrı festivalin samimiyeti konusunda kimsenin zerre kadar kuşkusu yok. Yani bu festival tam da işçi sınıfının mücadele tarihinin temel değerleri olan eşitlik, adalet ve özgürlüğün ilkelerini olabildiğince kendi çalışmalarında yaşatıyor. Bu festivalde para yok, hiyerarşi yok, statü/makam yok… Bir takım işlerimiz var herkes hangi işi yapmak istediğini seçiyor ve o işin nasıl yapılacağına sadece o işi yapanlar karar veriyor. Sonra bir düzenleyici komite tarafından bu çalışmalar birleştiriliyor ve bir organizasyon haline geliyor.
Her yıl gönüllü çağrısı yapıyoruz, çok sayıda genç arkadaşımız aramıza katılıyor ve bunların bir kısmı sonraki yıllarda da bizimle birlikte olmaya devam ediyor. Deneyimlerimizi birbirimize aktararak 21 yıldır süren bir yolculuğu gerçekleştirdik ve umuyorum ki daha uzun yıllar devam edecek. Festivalin bu havasını eminiz ki izleyicilerimiz de alıyor ve bizimle aynı samimi duygularla buluşuyor.
Festivalimizin bir başka anlamı da giderek ticari bir tekel haline gelen sinema salonlarında gösterim imkanı bulamayan filmlere ve belgesellerin gösterimlerine imkan sağlamak. Bizimle aynı prensipler dairesinde hareket eden kardeş festivallerle birlikte alternatif festival etkinliklerini nasıl daha da güçlü hale getirebileceğimizin imkanlarını konuşuyoruz.
İşçi Filmleri Festivali’nin seçkisinde sadece geçmişin büyük direnişlerini değil, bugün ofislerde, marketlerde, çağrı merkezlerinde veya motosiklet üzerinde çalışan görece yeni nesil emeğin de hikâyelerini görüyoruz. Ayrıca kadınların emek ve çevre için en önde saf tuttuğu direnişleri anlatan filmler de seçkide öne çıkıyor. Festival bu açıdan da farklı işkollarından, dünyanın her yerinden farklı cümlelerle ama aynı haklar için ses yükseltenleri de gösteriyor. Festivalin bu birleştiriciliğini, yıllardır Şarlo ile Karagöz’ün tokalaşan, tutuşan, sallanan ellerinde de görmek mümkün. İşçi Filmleri Festivali bu hikâyeleri tek bir perdede buluşturarak izleyiciye aslında hepsinin aynı büyük hak mücadelesinin parçası olduğunu nasıl hissettiriyor?
Festivalimiz esas olarak emekçilerin mücadele ve yaşam hikayelerini göstermekle beraber İşçi Sınıfı Mücadelesinin içeriğine uygun olarak kapitalist sistemin bütün mağdurlarının hikayelerine yer veriyor. Cinsiyet ayrımcılığına uğrayan kadınlar, LGBTİ’lar, çevre/doğa mücadelesi festivalimizin her zaman gündeminde oldu.
İşçi sınıfının bilinen kesimleri (fabrika işçileri, kamu çalışanları) bir şekilde kendilerini sendikaları eliyle ifade etme imkanı bulabiliyor ama çok geniş örgütsüz kesimler, özellikle çağrı merkezi çalışanları, motokuryeler, küçük ölçekli ofislerde, finans sektöründe, uzaktan satış şirketlerinde çalışanların emekleri ve sorunları görünmez halde. Bu alanda her geçen gün daha fazla belgesel film üretildiğini görüyor ve bunların festivalimize ulaştırıldığını görmekten son derece memnun oluyoruz.
Bu anlamıyla İşçi Filmleri Festivali sadece film festivali olmanın ötesine geçerek Festivalimizin sembolü olan Karagöz ve Şarlo’da vücut bulduğu üzere ulusal ve uluslararası işçi deneyimlerini buluşturarak sınıf içi bir dayanışmanın ve iletişimin imkanlarının da oluştuğu bir mecra haline geliyor.

Karanlıkta Uyananlar 12 Mayıs’ta yeniden perdede
Perdesini ilk kez Karanlıkta Uyananlar ile aydınlatan İşçi Filmleri Festivali, 1965 yapımı bu filmi 21. yaşında Kemal Türkler onuruna yeniden gösterecek.
İşçi hareketinin simge isimlerinden Kemal Türkler’in doğumunun 100’üncü yılına özel gösterilecek olan ve ülke tarihindeki ilk grev filmi de olma özelliğini taşıyan Karanlıkta Uyananlar, 12 Mayıs Salı günü 17.30’da, İstanbul Bostancı’daki Birleşik Metal-İş Genel Merkezi’nde olacak.
Film, Festival’in diğer tüm gösterimleri gibi biletsiz ve ücretsiz görülebilecek.