Son tüketim mi, tavsiye edilen tarih mi?

Gıda ürünlerinde etiketlerde yer alan “Son Tüketim Tarihi” ile “Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi” arasındaki fark, son dönemde yeniden tartışma başlıklarından biri haline geldi. Gıda Perakendecileri Derneği, kamuoyunda oluşabilecek bilgi kirliliğine karşı iki uygulamanın aynı anlama gelmediğine dikkat çekti. Derneğe göre STT, insan sağlığı açısından doğrudan güvenlik kriterini ifade ederken, TETT daha çok ürünün ideal kalite süresini gösteriyor. Bu ayrımın doğru anlaşılması, hem tüketici güvenliği hem de gıda israfının azaltılması açısından kritik görülüyor. Türkiye’de her yıl milyonlarca ton gıdanın kayba uğradığı düşünüldüğünde, etiket bilgisinin doğru okunması artık yalnızca mutfak alışkanlığı değil, aynı zamanda ekonomik ve çevresel bir başlık olarak öne çıkıyor.

Gıda Perakendecileri Derneği’nin değerlendirmesine göre, “Son Tüketim Tarihi” özellikle hızlı bozulabilen ve insan sağlığı açısından risk oluşturabilecek ürünlerde belirleyici bir güvenlik sınırı anlamına geliyor. Bu tarihin geçmiş olduğu ürünlerin tüketilmemesi ve satışa sunulmaması gerekiyor. Et, tavuk, balık, süt ve bazı soğuk zincir ürünleri gibi hassas gıdalarda STT, yalnızca kaliteyle ilgili bir uyarı değil, doğrudan sağlık riskiyle bağlantılı bir tarih olarak kabul ediliyor.

“Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi” ise farklı bir anlam taşıyor. Bu tarih, ürünün uygun saklama koşullarında tadı, kokusu, görünüşü ve genel kalite özelliklerini en iyi şekilde koruduğu süreyi ifade ediyor. GPD’ye göre TETT’nin geçmiş olması, her ürünün bozulduğu ya da sağlıksız hale geldiği anlamına gelmiyor. Ambalaj bütünlüğü korunmuş, uygun koşullarda saklanmış, tadında, kokusunda ve görünümünde sorun olmayan bazı ürünlerin tüketimi mümkün olabiliyor. Ancak bu noktada ürünün türü, saklama şartları, ambalajın durumu ve yürürlükteki mevzuat her zaman belirleyici kabul ediliyor.

Dernek, uluslararası uygulamalarda da TETT geçmiş ancak güvenlik kriterlerini karşılayan ürünlerin gıda israfını azaltma hedefi kapsamında değerlendirildiğine işaret ediyor. Özellikle kuru gıdalar, bakliyat, makarna, pirinç, konserve, bisküvi ve benzeri ürünlerde kalite tarihi ile güvenlik tarihi arasındaki farkın doğru anlatılması, tüketicinin gereksiz yere gıda atmasının önüne geçebiliyor. Buna karşılık STT geçmiş ürünlerde aynı yaklaşımın geçerli olmadığı, bu ürünlerin tüketici sağlığı açısından risk oluşturabileceği vurgulanıyor.

Gıda kaybı ve israfı, yalnızca hanelerin bütçesini ilgilendiren bir konu değil. Aynı zamanda üretimde kullanılan su, enerji, toprak, iş gücü ve lojistik maliyetlerinin de boşa gitmesi anlamına geliyor. FAO verilerine göre Türkiye’de tarladan sofraya gıda kaybı her yıl yaklaşık 20 milyon tona ulaşıyor. Bu tablo, gıda etiketlerinin doğru okunmasını sürdürülebilirlik, doğal kaynakların korunması ve gıda fiyatlarıyla mücadele açısından da önemli hale getiriyor.

GPD, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için STT ve TETT arasındaki farkın daha anlaşılır biçimde anlatılması gerektiğini belirtiyor. Sektörün önceliğinin tüketici sağlığı ve gıda güvenliği olduğunun altı çizilirken, yürürlükteki mevzuata ve bilimsel kriterlere uyum içinde şeffaflık, tüketici güveni ve sürdürülebilirlik ilkeleriyle çalışmaya devam edileceği ifade ediliyor. Böylece etiketlerdeki tarihlerin doğru anlaşılması, hem sofradaki güvenliği koruyan hem de gereksiz gıda kaybını azaltan temel bir bilinç alanı olarak öne çıkıyor.

Kaynak: Web Özel

Başa dön tuşu