İktisadi omurganın harcı: Çocuk emeği
İktisadi omurganın harcı: Çocuk emeği
Eğitim, bizim için bir ‘yük’ gibi. Mezun olsam ne olacak? Sigortam yok, maaşım yok, sağlık güvencem yok. Bazı arkadaşlarım derste uyuyor. Hoca kızıyor ama o çocuk 10 saat çalıştı. Uyumasın da ne yapsın? Sonra birisi çıkıp diyor ki: ‘Gençler okumak istemiyor.’ Hayır, istiyoruz. Ama sistem bizi okumaktan soğutuyor. Kimse gençleri duymuyor, dinlemiyor. Bir keresinde izin istedim. Sadece bir gün. Patron dedi ki: ‘Bir günün 200 TL, o parayı düşerim.’ O an anladım, biz zamanımızı satıyoruz. Birileri hep konuşuyor: ‘Gençler nankör.’ ‘Gençler tembel.’ ‘Gençler şükretmeyi bilmiyor.’ Ama kimse bizi gerçekten dinlemiyor. Bizim sesimiz, makinelerin gürültüsünde kayboluyor. Çekiç seslerinin, kablo patlamalarının, patron bağırışlarının arasında yutuluyor. Belki bir gün, birileri bu yazıyı okur ve der ki: ‘Bu çocukların hayatı değişmeli.’”
***
İçinden alıntılar yaparak aktardığım bu metin 17 yaşındaki MESEM’li (Mesleki Eğitim Merkezleri) çocuk işçi A.T. tarafından kaleme alındı. Geçen yıl, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde bianet.org sitesinde yayımlandı. İsmi, çalıştığı işyeri ve gittiği okulda hedef gösterilmemesi için kapatıldı. Bu gizlilik ihtiyacı, çocukların temel haklarını korumakla görevli, başta Eğitim ve Aile Bakanlıkları olmak üzere hükümetin refleksiyle ilgili çok şey anlatıyor. “Çünkü bir kere konuşursan, ya işten atılırsın, ya ‘saygısız’ olursun, ya da ‘sorunlu öğrenci!’” MESEM’lerde her geçen gün artan çocuk ölümleri birer ‘kaza’ değil, bilinçli bir yoksullaştırma ve eğitimden koparma politikasının sonucu. Yüz binlerce çocuk haftanın bir günü okula, geri kalan dört günü ise piyasanın insafına sürülüyor. Kağıt üzerinde ‘staj’ denilen şey, pratikte gece 11’e kadar süren, toplamda 12 saati bulan bir kölelik düzeni. Bakanlığın bizzat yol verdiği bu ‘gece mesaileri’, çocukları öğrenci değil, çocuk işçi kılıyor. Üstelik bu düzenin finansmanı da işsizlik fonundan karşılanırken, patronun cebinden çıkan tek şey, tabii o da lütfederse, sadece bir öğün yemek oluyor.
MESEM’ler, sermaye için devlet eliyle paketlenmiş, ‘sıfır maliyetli’ bir çocuk emek pazarıdır. Oysa, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin MESEM’leri, “Türkiye’nin ‘iktisadi ve ahlaki omurgası’ olarak tanımlıyor. Tekin, çocukların ‘ucuz iş gücü’ olarak piyasaya teslim edildiği eleştirilerini reddederek, çocuk emeğinin devlet güvencesine alındığını savunuyor. 16 yaşındaki MESEM’li Mahir Buğra, 1 Mayıs günü, çalıştığı pastanede elektrik akımına kapılarak öldü. Devlet güvencesindeki bir çocuk, 14-15 saat çalıştırılıp, defalarca elektrik çarptığını söylemesine rağmen aynı panonun önüne sürülüyorsa, buradaki ‘güvence’ sadece kağıt üzerinde demektir. Bakanlık, 2024-2025 döneminde 250 binden fazla işletmenin denetlendiğini ve iş sağlığı güvenliği kurallarına uymayan 23 binden fazla işletmenin sözleşmesinin iptal edildiğini açıkladı. Bu istatistik, aslında sistemin ne kadar riskli olduğunun itirafı gibi. 23 bin işletme ‘uygunsuz’ ise, Mahir’in çalıştığı pastane gibi sırada daha kaç işletme var?
***
Gebze’de 926 öğrenciyle görüşen Öğrenci Sendikası’nın yayınladığı rapora göre; yaşananlar bir “istisna” değil. MESEM öğrencilerinin yüzde 97,8’i işyerinde küfür ya da hakarete maruz kaldığını, yüzde 96,6’sı fiziksel şiddet gördüğünü belirtti. Yüzde 88,9’u işyerlerinde denetim yapılmadığını aktardı. Yüzde 90,5’i daha önce iş kazası geçirmiş. Öğrencilerin yüzde 99,4’ü iş kazasını bildirmemeleri yönünde baskı gördüğünü, yüzde 93,9’u ise kazayla ilgili yalan söylemeye zorlandığını ifade etti. Mahir’in ölümünü engelleyecek olan kaçak akım rölesinin 2026 piyasa değeri sadece 350 TL ile 1200 TL arasında. Bu açık ihmale karşın patron serbest bırakıldı, sadece elektrikçi tutuklandı. Öğrenci Sendikası’nın “kapatılsın” dediği MESEM’ler, bir eğitim modeli değil, çocukların her türlü istismara açık hale getirildiği bir sömürü projesidir.