ABD’de nükleer tabu! İsrail’in gizli cephaneliği
ABD’de Demokrat Parti’den çok sayıda Kongre üyesi, Başkan Donald Trump yönetimine İsrail’in nükleer programına ilişkin uzun süredir devam eden sessizliği sonlandırma çağrısı yaptı. Kongre üyeleri, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya gönderdikleri mektupta, İsrail’in nükleer kapasitesine dair mevcut bilgilerin Kongre ile paylaşılmasını ve kamuoyuna daha fazla şeffaflık sağlanmasını talep etti. Söz konusu çağrı, ABD’nin, İran’ın nükleer programını durdurma gerekçesiyle yürüttüğü askeri ve diplomatik girişimlerin yoğunlaştığı bir dönemde geldi. Demokratlar, Washington’un İsrail’in sahip olduğu düşünülen nükleer silahlar konusunda sessiz kalmasının, ABD’nin küresel nükleer silahsızlanma politikalarında “çifte standart” algısını güçlendirdiğini savunuyor.
Orta Doğu’da yeni bir nükleer rekabet riskini artıyor.
RESMİ DOĞRULAMA YOK
İsrail, onlarca yıldır nükleer silahlara sahip olup olmadığına ilişkin resmi bir doğrulama ya da yalanlama yapmazken, uluslararası uzmanlar ülkenin kayda değer bir nükleer cephaneliğe sahip olduğunu değerlendiriyor. Bu belirsizlik politikası, 1969’da ABD ile İsrail arasında varıldığı belirtilen gayriresmi bir mutabakata dayanıyor ve o tarihten bu yana Amerikan yönetimleri tarafından da sürdürülüyor. Ancak İran ile devam eden savaş ve bölgesel gerilimin artması, bu yaklaşımın yeniden sorgulanmasına yol açtı. Demokrat vekiller, ABD’nin İsrail ile “yan yana savaş yürüttüğü” bir ortamda, bu ülkenin nükleer kapasitesine ilişkin resmi bilgisizlik iddiasının sürdürülemez olduğunu ifade ediyor. Ayrıca, olası bir nükleer tırmanma riskine karşı Washington’un İsrail’in doktrini ve “kırmızı çizgileri” hakkında daha net bir değerlendirmeye sahip olması gerektiğini vurguluyorlar.
İBRE İSRAİL’E DÖNDÜ
Son gelişmeler, ABD iç siyasetinde de İsrail’e yönelik geleneksel iki partili desteğin giderek tartışmalı hale geldiğini gösteriyor. Özellikle Demokrat Parti içinde yükselen yeni nesil siyasetçiler ve seçmen tabanı, İsrail’in askeri politikalarına ve ABD’nin koşulsuz desteğine daha eleştirel yaklaşırken, bu durum Washington’un Ortadoğu politikasında daha derin bir dönüşümün sinyali olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre İsrail’in nükleer kapasitesinin resmen tanınması, bölgedeki güç dengesi ve nükleer yayılma dinamikleri üzerinde önemli etkiler yaratabilir. Suudi Arabistan gibi ülkelerin İran’a karşı benzer kapasitelere yönelme ihtimali, Orta Doğu’da yeni bir nükleer rekabet riskini artırırken, ABD’nin şeffaflık yönünde atacağı adımların hem diplomatik hem de stratejik sonuçları olacağı belirtiliyor.
NEGEV ÇÖLÜNDE BAŞLADI
İsrail’in nükleer kapasitesine ilişkin tartışmalar, tarihsel olarak “Dimona Nucler Programı” etrafında şekilleniyor. 1960’larda Negev Çölü’ndeki Dimona tesisinde başlatıldığı bilinen program, hiçbir zaman resmi olarak doğrulanmadı ancak uluslararası nükleer uzmanlar ve çeşitli istihbarat raporları İsrail’in onlarca nükleer başlığa sahip olabileceğini öne sürüyor. İsrail’in Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu denetimlerine taraf olmaması ve “Nuclear Non-Proliferation Treaty” (NPT) dışında kalması, bu konudaki belirsizliği daha da derinleştirirken, ülkenin “nükleer belirsizlik” (nuclear opacity) doktrini ulusal güvenliğin temel unsurlarından biri olarak görülüyor.
İsrail, nükleer silahlara sahip olup olmadığına ilişkin resmi bir rapor hazırlanmadı.
DENGELEYİCİ SEÇENEK
Öte yandan, son yıllarda Orta Doğu’da nükleer denge tartışmaları yalnızca İsrail ile sınırlı kalmıyor. Özellikle İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması ve “Joint Comprehensive Plan of Action” sonrası denetim mekanizmalarının zayıflaması, bölgedeki diğer aktörleri de harekete geçiriyor. Suudi Arabistan başta olmak üzere bazı Körfez ülkeleri, İran’ın olası nükleer kapasitesine karşı “dengeleyici seçenekleri” açık tutacaklarını belirtirken, uzmanlar bunun zincirleme bir nükleer silahlanma sürecini tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Değerlendirmelere göre ABD’nin İsrail politikası, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, bölgesel nükleer mimarinin geleceği açısından da kritik bir belirleyici olarak öne çıkıyor.
[email protected]
Kaynak: Web Özel