Hızır7Gün: Karadeniz’de bir direniş hikâyesi

Hızır7Gün: Karadeniz’de bir direniş hikâyesi

Singin, filmin planlı bir proje olarak doğmadığını, aksine tesadüfi bir karşılaşmayla başladığını anlattı. Yönetmen, “Bu film aslında planlanmış bir proje olarak başlamadı. Bir arkadaşımın ‘Gel, burada bir köy var, Şerafettin var’ demesiyle yola çıktım. Daha ilk günden şunu hissettim: Bir hikâye aramıyorum, hikâye zaten orada akıyor. Çekimler ilerledikçe bu hissi kaybetmemeye çalıştım. O yüzden 7 gün boyunca, zamanın akışına müdahale etmedim ve kurguda da bu sıraya sadık kaldım. Zamanla bu bir ‘anlatma’ isteğinden çok, orada kalma ve olanı kaçırmama çabasına dönüştü. Bu hikâyeyi ben seçmedim. Bir noktadan sonra onun beni seçtiğini hissettim” dedi.

DENİZE SAHİP ÇIKMA HALİ

Belgeselin merkezinde yer alan Çaylıoğlu köyü, yönetmene göre yalnızca yerel bir hikâyeyi değil, daha geniş bir kırılmayı görünür kılıyor. Yönetmen bunu şöyle anlattı: “Bu film bir ‘mesaj’ verme çabasıyla yapılmadı. Ama köyde geçirdiğim zaman boyunca şunu çok net gördüm: Orada yaşanan şey sadece o köye ait değil. Bir yaşam biçiminin sıkışması ve buna rağmen insanların tutunma çabasıydı. Şerafettin’in evine, denizine sahip çıkma hâli çok basit ama çok güçlü bir şey. Bazen en büyük meseleler en küçük yerlerde görünür oluyor. Ben sadece buna bakmaya çalıştım.”

Filmin üretim süreci ise alışıldık ekip ve bütçe yapılarından oldukça uzak. Singin, bu yalnız üretim biçiminin zamanla estetik bir tercihe dönüştüğünü vurguladı ve ekledi: “En büyük zorluk aslında teknik değil, süreklilikti. Çünkü bu filmi çok sade bir set-up ile çektim: video çekebilen bir fotoğraf makinesi, bir mikrofon ve bir tripod. Filmin bütün sürecini – çekimden kurguya, renk ve ses tasarımına kadar – tek başıma yürüttüm. Bu başlarda bir zorunluluktu ama zamanla bir tercihe dönüştü. Çünkü bu şekilde görünmez kalabildim ve o hayatın içine daha rahat girebildim. Filmi 7 gün boyunca çektim ve kurguda da bu zaman akışına sadık kaldım. Bu da müdahaleyi minimumda tutmanın bir yolu oldu. Hiçbir maddi destek olmadan başladım. Ama süreç içinde filme ve bana inanan dostlarımın manevi ve teknik katkılarıyla tamamlayabildim. Bu film biraz da tek başına başlayıp, aslında hiç yalnız olmadığımı fark ettiğim bir süreç oldu.”

NEYİ GÖRMEZDEN GELİYORUZ?

“Hızır7Gün, belirli bir izleyici kitlesine seslenmekten çok, izleyiciyi kendi bakışıyla yüzleştirmeyi hedefliyor” diye konuşan yönetmen bu yaklaşımı şu sözlerle ifade etti: “Filmi belli bir kitleye hitap etsin diye yapmadım. Bir an durup gerçekten bakabilen herkes için yaptım. Çünkü film aslında çok büyük bir şey söylemiyor. Ama izleyen insanın kendisiyle başbaşa kalmasına izin veriyor. Belki de film, izleyene şunu soruyor: Sen neye bakıyorsun ve neyi görmezden geliyorsun?”

YOK OLUŞA TANIKLIK ETMEK

Çaylı ise belgeselde yer almayı bir tercih olarak değil, yaşadığı koşulların kaçınılmaz sonucu olarak tanımladı. Çaylı, “Bu belgeselde yer almam bir zorunluluktu. Çünkü yaşadığım şey kişisel bir hikâye değil; bir köyün, yaşam alanının sessizce yok oluşuna tanıklık. Bu sürecin içine kendi isteğimle girmedim, bu süreç gelip hayatımın tam ortasına yerleşti. Belgesel benim için bir görünürlük alanı demek. Yani sesi duyulmayanların sesi olmak anlamına geliyor. Bu yüzden bir proje değil; bir kayıt, iz bırakma hali” dedi.

Bir müzisyen olarak yaşadıklarının üretimine doğrudan yansıdığını söyleyen Çaylı, müziği bir direnme biçimi olarak tarif etti: “Müzik benim için sadece bir sanat değil, bir varoluş biçimi. Bu süreçte yaşadığım her şey müziğime daha fazla gerçeklik kattı. Müzik bir direnme biçimi oldu. Çünkü bazen hukuk konuşamıyor, insanlar duymak istemiyor. Ama müzik doğrudan kalbe gider. Bağırmadım belki, ama beste yaptım. Bazen bir beste, en sert çığlıktan daha güçlüdür.”

Sürecin en kırılgan noktasının yalnızca fiziksel kayıplar olmadığını vurgulayan Çaylı, asıl tehlikenin hafızanın silinmesi olduğunu söyledi: “En çok korktuğum şey hafızayı kaybetmek. Bir ağacın gölgesini, toprağın kokusunu, çocukluğun geçtiği bir yeri… Bunlar geri gelmiyor. Ben bu mücadelenin tam ortasındayım, yaşayanım. Ve şunu biliyorum: Eğer şimdi doğa tahribatına karşı durmazsam, bir gün hiçbir şey kalmayacak.”

Film gösteriminden bir kare.

TEPEDEN İNME PROJE İSTEMİYORUZ

Yörede devam eden projelere dair ise daha temkinli ve eleştirel yaklaşan Çaylı, “Biz burada taş ocaklarını ve balık çiftliklerini istemiyoruz, doğa ile ilgili bize uyumlu olabilecek daha insani projelere istişare yaparak köy halkının yaşam ve huzur haklarına uygun olarak birlikte kararlar almak istiyoruz. Tepeden inme projelerin bizden habersiz kapalı kapılar ardında karar alınmasına karşıyız. Bir tarafta ‘kalkınma’ denilen şey var, diğer tarafta yok olan hayatlar. Projeler sürüyor olabilir ama bu, her şeyin doğru, haklı olduğu anlamına gelmez. Sadece güçlü olduğu anlamına gelir. Ben ‘nasıl yaptığınıza bakın’ diyorum” dedi.

Çaylı’ya göre yaşananlar yalnızca Çaylıoğlu köyüne özgü değil, daha geniş bir yapısal sorunun parçası. Çaylı bunu şöyle açıkladı: “Türkiye’nin birçok yerinde aynı hikâye yaşanıyor: köyler, doğa, insanlar… hepsi benzer şekilde sıkışmış durumda. Benim yaşadığım yer sadece bu büyük hikâyenin küçük bir parçası. Eğer buraya sadece ‘bir köy sorunu’ olarak bakarsak, asıl meseleyi kaçırırız. Bu bir sistem meselesi, bir yaklaşım meselesi.”

KÖYLERİ KAYBETMEK GELECEKSİZLİK DEMEK

Sözlerini daha geniş bir çerçeveye taşıyan Çaylı, köylerin kaybının ülkenin geleceğiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı: “Mustafa Kemal Atatürk bu ülkeyi Anadolu’daki köylerden ayağa kaldırdı. Çünkü bu toprakların ruhu köylerde, üretimde, insanın doğayla kurduğu bağda saklıydı. Ama bugün ne yazık ki köylerimiz ıssızlaştırılıyor. İnsanlar toprağından koparılıyor, yaşam alanları daraltılıyor. Farkında olmadan çok daha büyük bir gerçekle baş başa kalıyoruz: Köyleri kaybedersek, bu ülkenin özünü kaybederiz. Türkiye üç büyük şehirden ibaret değil. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde yaşayanların da artık bunu görmesi gerekiyor. Çünkü bu sadece kırsalın sorunu değil; bu hepimizin geleceği. Artık bakmak, görmek değil, harekete geçmek zamanı.”

BirGün'e Omuz Ver BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu