‘Kalkınma’ ile perdelenen ‘Yavaş Ölüm’
‘Kalkınma’ ile perdelenen ‘Yavaş Ölüm’
EKOLOJİK YIKIMIN BÜYÜKLÜĞÜ
Belgesel sürecine ilişkin konuşan Nişancı, Elbistan’ın aslında daha önce hazırladıkları “Eko Eko Eko” serisinde yer aldığını ancak teknik ve zaman kısıtları nedeniyle bu bölüme o dönem yetişemediklerini belirtti.
Serinin Türkiye genelinde ekolojik yıkım alanlarını görünür kılmayı hedeflediğini vurgulayan yönetmen, Elbistan’ın büyüklüğü bilinen bir yıkım sahası olması nedeniyle daha sonra bağımsız bir çalışmayla ele alınmasına karar verdiklerini ifade etti.
Bu yeni projenin, Afşin-Elbistan’daki termik santrallere karşı dava açan TEMA Vakfı’ndan gelen bir çağrıyla gerçekleştiğini söyleyen Nişancı, vakfın belgeseli yalnızca bir kültürel üretim olarak değil, devam eden hukuki mücadelenin kamuoyundaki görünürlüğünü artıracak bir araç olarak konumlandırdığını belirtti. “Anlatı dilimizi ve yaklaşımımızı koruyabildiğimiz sürece neden olmasın dedik” sözleriyle projeye dahil olma motivasyonlarını anlattı. Bölgedeki hukuki mücadele ve devam eden dava süreçleri nedeniyle filmin daha hızlı bir üretim süreciyle tamamlandığını, normalde tercih etmedikleri bu tempoya rağmen çalışmanın mücadeleye katkı sunması için böyle bir yol izlediklerini aktardı.
Projenin başından itibaren yalnızca bir film üretmek değil, aynı zamanda devam eden hukuki ve toplumsal mücadeleye katkı sunmak amacıyla hareket ettiklerini ifade eden ekip, TEMA Vakfı’nın Yavaş Ölüm belgeselini yaptırarak konuyu geniş kitlelere ulaştırmayı ve kamuoyu baskısı oluşturmayı hedeflediğini söyledi.
NEFES ALMAK BİLE ZOR
Çekim sürecinin zor koşullarda gerçekleştiğini vurgulayan Fıçıcı ise, bölgede nefes almanın dahi güç olduğunu, çekimlerin maskelerle ve ağır hava koşulları altında yapıldığını söyledi. Ancak asıl çarpıcı olanın, bölge halkının bu koşullara “alışmak zorunda bırakılmış” olması olduğunu belirtti: “Biz orada sadece on gün kaldık ama insanlar yıllardır bu koşullarda yaşadı. Çocukların sağlığını etkileyecek kadar ağır bir tablo vardı ve bu durum zamanla kanıksanmıştı.”
Fıçıcı, sahada karşılaştıkları en sarsıcı gerçeklerden birinin de bu normalleşme hali olduğunu ifade ederek, “Oraya gittiğinizde insanlar ‘bahçem var, gidemem’ dedi; ölüm riskiyle yaşam iç içe geçmişti” sözleriyle bölgedeki yaşam koşullarını özetledi.
MEGA PROJELERLE GELEN FELAKET
Belgeselin anlatı yapısının katı bir planla değil, süreç içinde şekillendiğini belirten Odman da görüntü ile metnin iç içe geçtiği bir kurgu dili kurduklarını aktardı. Akademik arka planının bu süreçte belirleyici olduğunu söyleyen Odman, “Kimin hikâyesini anlatıyoruz, kimin sesini nasıl yansıtıyoruz, kime yansıtıyoruz?” sorularının üretim boyunca temel meseleleri olduğunu ifade etti. İşçi sağlığı, halk sağlığı ve çevre sağlığı alanlarında yürüttükleri çalışmaların, gazetecilik ve belgesel üretimiyle kesiştiğini ve bu kesişimin anlatıyı beslediğini dile getirdi.
Saha araştırması, çekimler, arşiv çalışması ve kurgunun birlikte ilerlediğini belirten Odman, bölgenin geçmişine dair verileri 1960’lardan itibaren inceleyerek çok katmanlı bir anlatı kurduklarını söyledi. Bu süreçte hiçbir aktörü ya da ilişki ağını dışarıda bırakmamaya özellikle dikkat ettiklerini vurgulayan Odman, kurgu aşamasının kolektif bir tartışma ve sürekli geri besleme süreciyle geliştiğini, her gün yeniden düşünülerek şekillendiğini kaydetti.
Odman, tüm bu üretim sürecinde asıl meselenin yalnızca bir çevre felaketini belgelemek değil, “içinden geçilen ve daha da büyüdüğünü sermayenin yeni maden, megaproje, yeniden inşa haritaları ile açıkça gördüğümüz bütünsel ve çoklu yıkımı nasıl temsil edeceğiz?” sorusuna yanıt aramak ve mücadelelere katkıda bulunmak olduğunu dile getirdi. Bu soruya hem bir yurttaş hem de bir anlatıcı olarak birlikte yanıt üretmeye çalıştıklarını söyledi.
Haziran ayında vizyona girmesi planlanan belgesel, 8 Mayıs Cuma günü Barış Manço Kültür Merkezi’nde, 10 Mayıs Pazar günü ise Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde seyircinin karşısında olacak.