Sanat halkın yaşamına dokunmalı ve evrensel bir değer taşımalı

Sanat halkın yaşamına dokunmalı ve evrensel bir değer taşımalı

Tolstoy’un bu basit tanımı, Bernard Shaw’ın şu sözüyle anlam kazanır: “Sanata gerçekten aşina insan, kendini yalnızca sanatkârın sesinde bulur.” Tolstoy, bir eserin gerçek bir sanat eseri olabilmesi için sanatın tüm inceliklerini taşıması gerektiğine inanır. Ona göre bir sanat eserinde en önemli öğe biçimdir; fakat biçim, içerikten yoksun bir süsleme değildir. Yazarın konu hakkında derin bilgiye sahip olması, eserin etkileyiciliği için zorunludur. Tolstoy bu durumu şöyle açıklar: “Biçim uygun değilse, hiçbir hikâye, şarkı, melodi, resim, heykel, dans, oyun, süsleme ya da yapı, yaratıcısının duygusunu seyirciye veya dinleyiciye taşıyamaz. Bir şeyin sanat eseri olup olmaması biçime bağlıdır. Faydalı ya da zararlı bir duygu, biçiminin etkileyiciliğiyle yaygınlık kazanıyorsa, o sanat eseridir.”

Tolstoy’a göre, bir sanat eserinin konusu ne olursa olsun, etkileyici biçimi dinleyici veya okuyucu üzerinde gerçek bir etki bırakabiliyorsa, o eser gerçek bir sanat eseridir. Biçim ve içerik dengesi, ustalık işidir ve her gerçek yazın emekçisinin temel alfabesidir. Yaşamın yeni yönlerini tanıtan ve okuyucunun bakışını değiştiren her eser, biçim ve içerik uyumuyla gerçek sanatın temsilcisidir.

Tolstoy’un bir sanat eserinde aradığı ikinci özellik samimiyettir. Ona göre yazarın gerçek duygularını içtenlikle ve doğru biçimde aktarabilmesi esastır:

“İçten gelmeyen, bununla birlikte mükemmel ve önemli bu tür görüşlerin arkasında gizlenen küçük bir doğru, gerçek bir sanat eserinin temel ilkelerinin yerini alacaktır: Gerçek duygu ve uygun biçim.”

Üçüncü olarak Tolstoy, bir sanat eserinin yaydığı duygu ve düşüncelerin insanlığa sağladığı yarar veya zararın, eserin niteliğini belirlemede önemli olduğunu vurgular:

“Gerçek bir sanat eserinin, dışarıya yaydığı duyguların insanoğluna yarar sağlaması veya zarar vermesi, eserin değerlendirilmesinde büyük bir fark doğuracaktır.”

Dördüncü özellik ise sanatın sadece teknik bir beceri olmadığının bilinmesidir. Tolstoy’a göre sanat, bilimle eşdeğer bir konumda olup, insan duygularını biçimlendiren, oluşturan ve geliştiren bir araçtır. Ona göre bir sanat eserini değerli kılan, sanatçının duygusunu başkalarına aktarabilme yetisidir:

“Bir adamın bütün hayatını yazmasına izin verilseydi, o, bir ulusun kanunlarını kimin yapması gerektiğiyle ilgilenmeyecekti” (Saltounlu Fletcher, aktaran Tolstoy).

Tolstoy, sanatın gerçek işlevini yaşamdan beslenen öğreticilik olarak görür. Ona göre sanatçının başarısı, biçim ile gerçeklik arasındaki köprüyü kurabilmesindedir. Gerçek bir sanatçı, yazdığı ile yaşadığı arasındaki farkı en aza indirger. Böylelikle yaşamın tüm gerçeklerini olduğu gibi sahneye aktarabilir.

Sanatın anlaşılır olması, Tolstoy için kaçınılmazdır.

“Sanat, herkes için bir ruhsal kutlanma ve insanları birleştiren bir bağ olmalıdır; aksi takdirde, “sanat” adı verilen eserler gerçek sanat niteliğini kaybeder. “

Yazar, toplumun eğitimsizliği ya da üst sınıfın zevk odaklı sanat anlayışı nedeniyle halkın sanattan kopuk kalmasına dikkat çeker. Ona göre gerçek sanat, halkın sorunlarını konu edinmeli, içten, açık ve estetik değeri korunmuş olmalıdır.

Tolstoy’un eleştirileri özellikle Fransız edebiyatına yöneliktir. Baudelaire ve Verlaine gibi şairleri, biçim ve içerik açısından yetersiz bulur; şiirin gerçek hayatla bağını kaybetmiş olmasını eleştirir. Ona göre sanat, sadece estetik haz yaratmak veya şehveti beslemek için olmamalıdır; halkın yaşamına dokunmalı ve evrensel bir değer taşımalıdır.

Tolstoy’un sanat anlayışı, günümüzde hâlâ önemini korumaktadır. Sanatın insanî, içten ve toplumsal işlevini vurgulaması güçlüdür; ancak onun ahlaki bir zorunluluk ve herkesin anlayabileceği açıklık kriterleri, modern sanat anlayışında tartışmalı bulunabilir. Yine de Tolstoy, sanatın gerçek görevini ve insan yaşamına katkısını hatırlatan, tartışmaya değer bir kuram sunar.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu