İran LEGO’ları ve propaganda
İran LEGO’ları ve propaganda
Gelişmeleri radyodan takip edenler BBC bültenleri, org resitalleri gibi sıkıcı içeriklerin yanında Almanya’dan seslenen bu eğlenceli propagandistin yayınlarına büyük ilgi göstermişti. Program en popüler zamanında 6 milyon dinleyiciye ulaşmıştı. Joyce’un her gün başlarına Alman bomba ve roketleri yağan İngilizleri ne kadar ikna edebildiği meçhuldü ancak bilinen bir şey vardı; eğlenceli içerik tüketiliyordu.
LORD HAW HAW’DAN İRAN’IN LEGO’LARINA
Geçen yıl Farsça “patlayıcı haber” adında bir YouTube kanalı kuruldu. Başlarda içerikler pek kimsenin ilgisini çekmedi. Ta ki bu yıl şubat ayında ABD ile İsrail İran’a saldırana kadar… Bir anda sosyal medyayı buradan yayılan yapay zekâ ile üretilmiş LEGO evreninde geçen videolar sardı.
Dünya liderleri, füzeler, insansız hava araçları, uçak gemileri, askerler, siviller, kısaca savaşa dair her şey tek bir güncel görüntü kullanılmadan LEGO görünümüyle anlatılıyordu. Böylece sosyal medya platformlarının şiddet görüntülerine yönelik filtrelerini de aşabilmişlerdi. Kısa, iki dakikalık müzikli videolarda savaşta yaşananlar, ateşkes görüşmeleri, liderlerin açıklamaları bir “LEGO bülteni” gibi hızla üretilip sosyal medyada dolaşıma sokuluyordu; elbette İran’ın perspektifinden.
Bir yandan dünyanın dört bir yanındaki İran elçiliklerinin sosyal medya hesaplarından alaycı paylaşımlar, diğer yandan bu yapay zekâ üretimi videolar; tema hep aynıydı: Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu tarafından manipüle edilerek kazanamayacağı bir savaşa girişmişti.
En çok ses getiren videolardan birinin başlığı “L.O.S.E.R” (kaybeden). İngilizce rap tarzı klipte başrolde LEGO Trump karakteri vardı. Epstein dosyalarıyla köşeye sıkışan ve Netanyahu’nun iplerini elinde tuttuğu bir kukla olarak betimlenen Trump’a şarkıda şöyle sesleniliyordu: “Kendi askerlerini bir yalan uğruna feda ettin…Burası bir mezbaha, göremediğin bir tuzak. Kibrinin mezarlığına hoş geldin”.
Zaman zaman milyonlarca dolarlık yapımlar üzerinden Hollywood’un dahi devreye sokulduğu dev bir propaganda silahına sahip ABD’de medya bu videoların “başarısından” bahseder olmuştu. İnternet hızlı ve yaygın erişim, yapay zekâ düşük maliyetli üretim olanağı sunuyordu. Asimetri dijital alanın olanaklarıyla dengelenebiliyordu.
MATBAADAN YAPAY ZEKÂYA PROPAGANDA
Propaganda, siyasi amaçlara ulaşmak için yürütülen manipülasyon faaliyeti. Yapay zekâ ve propaganda ilişkisine dair yayımlanan bir makalede propagandanın sadece totaliter sistemlerin kullandığı bir araç olmadığı vurgulanıyor. Tarihsel olarak Katolik kilisesinin yerlilere karşı yürüttüğü din propagandasından, Napolyon Fransa’sının Avrupa’da “yenilmez Fransa” imajı için yürüttüğü kampanyaya çok eski bir “silahla” karşı karşıyayız.
Soğuk Savaş dönemi Sovyetler ve ABD’nin birbirine karşı yürüttüğü propaganda savaşı büyük kaynakların seferber edildiği bir süreç olarak yeni stratejileri gündeme getirdi. Ancak temelde hep iletişim teknolojilerindeki atılımlar propaganda yöntemlerini dönüştürdü: Matbaa ile broşürler, gazeteler, posterler ortaya çıktı, elektrikle evlere radyo girdi. Nazilerin propaganda bakanı Goebbels “halkın alıcısı” adı verilen ucuz radyoların rejimin bekası için kritik önemde olduğunu düşünüyordu. Halka ucuz radyolar dağıtıldı. Propaganda için sinemadan da, sonrasında televizyondan da faydalanıldı ve elbette internetten de…
Sosyal medyanın gündelik hayatta bilgiye erişimde başat rolü ele geçirmesiyle birlikte, dikkat ekonomisi kolay tüketilen içerikleri “ödüllendirirken” hazmetmesi zor derinlikli bilgi görünmez hale geldi. Geçer akçe doğruluk ya da saygınlık da değil, etkileşim. Algoritmalar çok izlenen, paylaşılan, yorum yapılan eğlendirici içerikleri ön plana çıkarmak için programlandı. Bu çağda resmi ağızdan uzun basın bildirileri de, üniformalı ya da takım elbiseli adamların çatık kaşlı açıklamaları da “satmıyor”. İnsanların bir içeriği yayması için onun içeriğini tamamen kabullenmesi de gerekmiyor; eğlendirici, parodi içerikler elden ele yayılıyor; “gösteri” hakikatten daha çok insana ulaşıyor.
Eskiden medya yöneticilerinin, editörlerin eşik bekçiliği nedeniyle topluma sızamayan içerikler sosyal medya platformlarında filtreleri aşabiliyor. Onları engellemek de sanıldığı kadar kolay değil. İran’ın LEGO videolarını paylaşan ana hesaplar YouTube ve Instagram tarafından kapatıldı. YouTube açıklamasında kanalın “aldatıcı uygulamalar ve dolandırıcılık politikalarını ihlal ettiğini” öne sürdü. Ancak sansür işe yaramadı. Videolar X, TikTok ve Telegram kanallarında yayılmaya devam etti. Bu platformlardan alınıp tekrar diğer mecralarda dolaşıma sokuldular.
“KATILIMCI PROPAGANDA”
En etkili propaganda internetteki sıradan kullanıcıların gönüllü olarak etkileşimini artırdığı ve paylaştığı içeriklerle yürütülüyor; bu katılımcı propaganda. Ancak bu içeriklerin insanların önüne düşmesi için de bir çaba gerekiyor. Başta resmi hesaplar ve onlara bağlı trol ve botlar devreye giriyor. ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesi’nden kültürel antropolog Narges Bacogli süreci şöyle özetliyor: “Bir video, resmî ya da yarı resmî İran hesaplarında ortaya çıkar. Ardından “Direniş Ekseni” ekosistemine geçer; Hizbullah, Husiler, Iraklı milisler ve ortak bir sembolik dil ile yıllar içinde kurulmuş bir Telegram altyapısını paylaşan topluluklarla bağlantılı hesaplara… Buradan Rusya yanlısı kanallara gider ve yükselen çok kutuplu bir düzenin kanıtı olarak yeniden çerçevelenir. Sonra daha geniş anti-emperyalist sol; Batı medyasına şüpheyle yaklaşan […] hesaplar ve ardından MAGA çevreleri [“Amerika’yı yeniden büyük yap” sloganını benimsemiş muhafazakârlar] devreye girer […] Bu noktada video, birlikte hizalanmayan ve aynı içeriği paylaştıklarını öğrenseler şaşıracak olan birkaç farklı politik topluluk arasında dolaşıma girmiş olur”.
İnsanlara hitap etmeyen bir içerik, ne kadar suni bir müdahale olursa olsun, belirli bir seviyenin ötesine geçemiyor; “sağlam” bir içeriğiniz yoksa trol ve bot ordularınız da bir işe yaramıyor. Güncel konular (örneğin Epstein doyaları), tanıdık bir dille anlatıldığında (örneğin LEGO görselleri) çok daha geniş bir kitleye hitap ediyor.
Bacogli son dönemde viral olan videoları üretenlerle konuşuyor: “İnsanların bizim ürettiğimizi düşünmeyecekleri filmler üretmeliydik” diyor biri. Gerçekten de İran propagandasının eski başat motifleri: ümmet söylemi, Kerbela referansları, dini çerçeveler yerine işgal, soykırım, anti-emperyalizm, sömürgecilik gibi daha evrensel kavramlar öne plana çıkarılıyor. Örneğin “Herkes için intikam” isimli LEGO videosunda, Amerika yerlilerinden, Vietnam köylülerine, siyahlardan, Epstein adasında istismara uğrayan kadınlara, Hiroşima ve Nagazaki halkından Irak’ta ABD denetimindeki Ebu Gureyb hapishanesindeki işkence mağdurlarına geniş bir mağdur kesimi konu alıyorlar.
Ekibin Wired dergisine konuşan bir üyesi “Amerikan halkı ve kültürü hakkında her gün daha fazla şey öğrenmeye kendimizi adadık” diyor. Savaşla ilgili soru işareti bulunan geniş kesimleri hedefliyorlar.
PROPAGANDA SAVAŞINI İRAN MI KAZANDI?
Trump yönetimi de video oyunlarından ve Hollywood filmlerinden sahneleri kullanıp hedef vurma videolarıyla harmanlayıp yeni nesil propaganda videoları yaptı. Ancak bunlar İran’ın LEGO’ları kadar popüler olmadı. Time Dergisi’ne yazan Renee DiResta’ya göre, “İran LEGO videoları açıkça savaşa verilen desteği zayıflatmak üzere tasarlanmışken Beyaz Saray videoları muhalifleri ikna etmeye çalışmıyor; zaten savaşı destekleyen bir kitleye güç gösterisi yapıyordu”.
Savaşın uzun vadede mutlak kazananı henüz belirsiz olsa da ABD kısa vadede meşruiyet ve saygınlık yitirdi. Bunda Minab’da 168 kız çocuğunun öldürülmesi kadar Trump’ın sosyal medya mesajlarıyla çorbaya dönen bir kamu diplomasisi süreci de etkili. İran ise bu zafiyeti lehine çevirecek bir iletişim stratejisini çoktan yürürlüğe koymuş durumda.