Uzun süre saklı kalan gerçekler
Uzun süre saklı kalan gerçekler
-Öyle Uzak ki Evim bir ilk roman olduğu için öncelikle yazma macerasına bir göz atalım istiyorum.
Bir roman yazacağım diye yola çıkmadım. Yazma sürecim, her ne kadar dergilerde, dijital platformlarda yayınlanan, öykü ve deneme tarzı yazılarla başlamış gibi görünse de anlatmak istediğim mesele hep aynıydı. Bu meseleyi en rahat anlatabileceğim yolun roman olduğunu keşfettim.
-Romanın ana kahramanı Aslı, dedesinin ölümüyle Gevenli’ye gidiyor. Aslı’nın adaya bu gidişini sadece bir miras meselesi olarak mı görmeliyiz yoksa kendi geçmişine ve iç dünyasına yaptığı bir yolculuk mu?
Dedesinden kalan miras, yolculuğun başında Aslı’nın da bildiği tek sebep. Fakat adaya ayak bastıktan sonra, işler değişiyor. İstanbul’daki hayatını tamamen geride bırakma fırsatını bulduğunu düşünen Aslı, adada daha uzun kalma fikrini önce kendine sonra ailesine kabul ettiriyor. Tabii ki bu şehir hayatına verilen bir moladan çok daha fazlası. Aslı burada hem aile gerçekleri hem de kendi iç dünyası arasında adeta bir hesaplaşma yaşıyor.
-Romanın isminden yola çıkarak; “ev” sizin için bir mekân mı yoksa bir aidiyet hissi mi? Aslı’nın sonunda İstanbul’a dönme kararı gerçek bir eve dönüş mü?
Benim için ev bir aile ya da kişinin içinde oturduğu yapı olmanın dışında aidiyet hissinin ta kendisi. Çocukluk dönemleri çizimlerimizde, ev; kırmızı kiremitli, büyük çatılı, dikdörtgen kapısı iki küçük kare penceresi olan, bacasının tütmesi yaşam belirtisi olan tatlı sevimli bir yapı.
Peki gerçek hayatta herkes için öyle mi? Bence değil. En azından romanımda ne Çiçek’in ne de Aslı’nın böyle sevimli bir evleri, huzurlu hissettikleri bir yer var. Aslı’nın İstanbul’a dönüşü, kendine dönüş. Adaya gelmeden önce zihninde canlandırdığı Gevenli hayalinin aksi ile yüzleşme. Adada daha uzun süre yaşama ihtimali hep aklının bir yerinde olsa da olaylar beklediği şekilde ilerlemiyor.
-Romandaki günlük parçaları, okuyucuya doğrudan Çiçek’in sesini duyuruyor. Bu teknik, anlatıdaki gizemi çözmek için mi yoksa empati kurdurmak için mi seçildi?
Aslında her ikisi de. Bu romanda gittikçe yükselen bir merak unsuru var. Çiçek’e ne oldu sorusu sadece Aslı’nın değil? Okuyucunun da merak ettiği bir soru. Çiçek’in nasıl bir hayatı olduğu, iç dünyası, yaşadıkları, hepimizi ilgilendiriyor. Aile her zaman en güvenli yer mi? Bir kadının yok olmasının sebeplerinden biri, içinde yaşadığı toplum olabilir mi? Sadece Çiçek’le değil, elimizden kayıp giden tüm kadın, hatta çocuklarla bağ kurmalı ve geç olmadan onları fark edebilmeliyiz. Bu konuda ne kadar bilinçli görünürsek görünelim, bu kayıpların devam ediyor olması bana bir şeylerin yanlış gittiğini söylüyor. Okuyucu da bunu ister empati kurarak, ya da en basit haliyle polisiye çözer gibi, dışardan bir gözle yapsın. Eninde sonunda bu meseleyi yeniden düşünmüş, hissetmiş olacak.
-Kitapta kadın dayanışması ve aynı zamanda kadınlar üzerindeki toplumsal baskı iç içe. Adadaki kadınların Çiçek ve Aslı hakkındaki yargılayıcı tavırlarını nasıl analiz ediyorsunuz?
Roman ne kadar kurmaca bir tür olsa da gerçeklere dayandığı noktalar var. Günümüzde kadınların karşı çıktıkları birçok sorun toplumsal cinsiyetle ilgili. Kadın dayanışmasının güçlü olduğu durumlar olsa da toplumsal baskı ve değişimi kabul etmeyen zihniyet kadını çarkları arasında ezip yok edebiliyor. Geleneğe dayalı, ezberlenmiş alışkanlıklar, insanları sorgulamadan yargılayıcı tavırlara itebilir. Özellikle bu romanda var olan ada gibi kapalı küçük toplumlarda buna daha fazla rastlandığını düşünüyorum. Dışardan geleni “olduğu gibi” kabul edememe, dedikodusunu yapma, haset ve kıskançlık gibi duygularla o kişiye karşı duyulan ön yargı, hepimizin maruz kalabileceği bir durum.
-Gevenli Adası, huzurlu bir tatil beldesi imajının altında karanlık sırlar ve dedikodular barındırıyor. Bir mekânın bu kadar belirleyici bir karakter haline gelme sürecini nasıl kurguladınız?
Romanın başından beri mekân olarak bir adayı seçmem bilinçli bir tercihti. Adanın bütünden ayrılmış, kendi ile sınırlanmış olması gerçeği bu seçimi yapmamda etkendi. Dışarıda olanı uzak olanı seçtim. Çünkü karakterlerim de uzak, başkalarına bütüne ve toplumda uygun görülmeyen karakterlerdi. Hem adalarda sanki normalden daha yavaş işleyen bir zaman var. Aslı’nın da bu yavaşlığa ihtiyacı vardı. Bir mutluluk özlemi içindeydi ve onu burada bulacağını düşündüğü anlar yaşadı.
-Kitapta sıkça karşımıza çıkan beyaz örtüler ve toz zerrecikleri neyi sembolize ediyor? Özellikle dedesinin evindeki beyaz örtüleri kaldırma sahnesi bir yüzleşme miydi?
Aslı’nın geçmişe dönüp anımsadığı dedesinin hayatta olduğu dönemde de öldükten sonra hastanede de o beyaz örtüler hep var evet. Ailenin bir şeyleri kusursuzca örtme, saklama, becerisinin de simgesi. Uzun süre saklı kalan gerçekler, birinin gelip o örtüleri kaldırmasıyla havaya dağılan toz zerrecikleri gibi hareketleniyor. Aslı’ya da o ipuçlarının izini doğru sürmek her noktayı anlamlandırabilmek düşüyor.