İran’a yönelik saldırılarda hangileri ‘başarıya’ ulaştı?
Donald Trump 5 hedef belirlemişti: İran’a yönelik saldırılarda hangileri ‘başarıya’ ulaştı?
1. FÜZE SİSTEMİ YOK EDİLDİ Mİ?
Buna göre ilk hedef İran’ın füze sistemini yok etmekti. Ancak WP’nin analizine göre uzmanlar, İran’ın füze endüstrisinin tamamen yok edildiğini düşünmüyorlar.
Orta Doğu Enstitüsü’nün kıdemli araştırmacısı Alex Vatanka, The Washington Post’a verdiği demeçte, “Elbette savaş süresince İran’dan atılan füze sayısı azaldı, ancak hâlâ füze atıyorlar ve hâlâ füze üretebildiklerini ve fırlatabildiklerini varsayıyorum” dedi.
Dış politika ve küresel güvenlik konularında araştırma yapan bir STK olan Soufan Center’ın pazartesi günü yayınladığı bir analizde, İran’ın hâlâ İsrail’e günde yaklaşık 20 füze ateşlediği ve “savaşın başlarında olduğundan sayısal olarak daha az olsa da, İran’ın füze ve insansız hava aracı saldırılarının giderek daha isabetli ve ölümcül hale geldiği ve önlenemediği” belirtildi.
2. İRAN DONANMASINI YOK ETMEK
Trump, şubat ayında savaşı başlattığında ABD’nin İran donanmasını “yok edeceğini” söylemişti. Çarşamba günü Pentagon’da hem Hegseth hem de Genelkurmay Başkanı General Dan Caine, İran donanmasının tamamen yok edildiğini öne sürdü.
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü’nden (AEI) Nicholas Carl, WP’ye verdiği demeçte ABD’nin “İranlıların sahaya sürdüğü hemen hemen tüm büyük su üstü ve su altı savaş gemilerini” başarıyla batırdığını ve İran’ın hızlı saldırı gemilerinin yaklaşık yarısını imha ettiğini söyledi.
ABD’nin “şüphesiz İran deniz kuvvetlerine olağanüstü bir darbe vurduğunu” belirten Carl buna rağmen İran’ın hâlâ küresel enerji ticareti açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nı kapatabildiğine dikkat çekti ve ABD’nin bu hedefine de tam anlamıyla ulaşamadığını söyledi.
3. BÖLGEDEKİ VEKİLLERİ YOK ETMEK
Altı hafta önce Trump, İran’a yönelik saldırıların bir parçası olarak ABD’nin bir diğer hedefini “Bölgedeki terörist vekillerin artık bölgeyi veya dünyayı istikrarsızlaştıramayacağından ve güçlerimize saldıramayacağından emin olacağız” sözleriyle açıklamıştı.
Demokrasileri Savunma Vakfı’nın İran Programı kıdemli direktörü Behnam Ben Taleblu, Trump’ın belirli grupların adını vermemiş olsa da, muhtemelen Lübnan’daki Hizbullah’ı, Yemen’deki Husi’leri, Irak’taki Şii milisleri ve daha az ölçüde Gazze’deki Hamas’ı kastettiğini söyledi.
Taleblu, İsrail ile ABD’nin saldırılarının İran’ın askeri yetenek ve kapasitesini hedef almaya odaklandığını ve bölgedeki İran’ın vekillerinin peşine düşmek için önemli bir girişimde bulunmadığını söyledi.
Taleblu, “Dolaylı olarak, evet, (Trump) İsraillilerin bölgedeki İran’ın vekil ağlarına uyguladığı askeri baskıyı, onların destekçisini askeri açıdan anlamlı bir şekilde hedef alarak artırıyor” dedi.
Öte yandan hem İsrail’in hâlâ Hizbullah ile savaşıyor olması ve Lübnan’daki çatışmaların belirsizliği hem de Yemen’deki İran destekli Husilerin İsrail’e füze atarak savaşı dolaylı yoldan dahil olması, ABD-İsrail’in İran’ın vekilleriyle ilgili hedefine de tamamen ulaşamadığının göstergesi.
4. İRAN’IN NÜKLEER SİLAHA SAHİP OLMASINI ENGELLEMEK
Trump, geçen Haziran ayında ABD’nin “Gece Yarısı Çekici Operasyonu” adı verilen bir operasyon kapsamında İran’ın üç önemli nükleer tesisine hava saldırıları düzenlediğinde, İran’ın nükleer tesislerinin “tamamen yok edildiğini” iddia etmişti. Son altı haftadır düzenlenen saldırılar ise İran’ın nükleer tesislerinden çok ülkenin askeri kapasitesine odaklanmıştı.
Bununla birlikte Trump, İran’ın nükleer silah elde etmemesini sağlamanın şubat ayında başlattıkları savaşın temel hedeflerinden biri olduğunu söyledi.
Taleblu, “Bu iki (savaş operasyonunu) bir araya getirirseniz, ortaya çıkan tablo aslında başkanın geçen haziran ayında rejime karşı kazandığı zaferin ömrünün uzatılmasıdır” dedi.
Bununla birlikte, zenginleştirilmiş uranyum İran’da kalmaya devam ediyor. Çarşamba günü sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda Trump, ABD’nin İran ile “derinlere gömülmüş tüm” zenginleştirilmiş uranyumu “kazıp çıkarmak” için işbirliği yapacağını iddia etti ancak bunun nasıl ve ne zaman gerçekleşeceği konusunda ayrıntı vermedi. İran da bu konuda ABD ile işbirliği yaptığını doğrulamadı.
5. REJİM DEĞİŞİKLİĞİ
Son ve en büyük hedef ise 1979’daki İslamî devrimden bu yana İsrail ve ABD ile çatışma halinde olan İran’daki rejimin değiştirilmesiydi.
İlk saldırı gününde ülkenin dinî lideri Hamaney’in öldürülmesi, bu yoldaki en önemli ilerleme gibi görünüyordu. Zira İsrail Başbakanı Netanyahu, İran halkına isyan çağrısı yapmış ve ‘kendi kaderlerini belirleyebileceklerini’ söylemişti. ABD Başkanı Donald Trump da Hamaney’in öldürülmesiyle ‘rejimin fiilen öldüğünü’ ve İran halkının kendi iradesini eline alması için “100 yıl boyunca yakalayamayacakları bir fırsat doğduğunu” dile getirmişti.
Ancak olaylar, ABD ve İsrail’in planladığı şekilde ilerlemedi. Hamaney’in yerine, seçilmesi Trump’a karşı bir meydan okuma mesajı olarak geniş çapta değerlendirilen, sert çizgideki teokratik bir yönetici olan oğlu Mücteba geçti.
Nicholas Carl, “Trump’ın iddiası bir yana, Hamaney’in oğlunun dinî liderliğe yükselmesinin İslam Cumhuriyeti’nin genel politikalarında ve stratejik yöneliminde dramatik bir değişikliğe yol açacağına inanmak için pek bir neden yok” dedi.
Taleblu’ya göre ise, babası gibi Mücteba Hamaney de İran Devrim Muhafızları’nın tam desteğine sahip olacak.
İran halkı da ABD ve İsrail’in saldırılarıyla zayıflaması beklenen rejime karşı ayaklanmadı ve ABD ile İsrail’in savaşı başlatırkenki en büyük hedefleri gerçekleşmedi.