Emperyalizm gözden kaçınca

Emperyalizm gözden kaçınca

Ancak savaş yalnızca ekonomik sonuçları üzerinden incelendiğinde, son derece temel bir unsur gözden kaybolabilir. Sorun petrol piyasalarının analiz edilmesi değildir. Sorun, emperyalizmin bizzat bir olgu olarak kendisinin arka plana itilmesidir. Son dönemdeki iki kriz bu sorunu açıkça gösteriyor: ABD’nin İran’a yönelik saldırısı ve bu saldırıda İran lideri Ali Hamaney ile diğer üst düzey yetkililerin öldürülmesi; ayrıca ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı ve Başkan Nicolas Maduro ile Cilia Flores’in kaçırılması. Her iki durumda da yorumlar çoğunlukla çatışmayı bir ekonomik şok ya da jeopolitik bir ikilem olarak ele alıyor. Oysa temel siyasi gerçek daha basittir: Bunlar, bir emperyalist güç ile boyun eğmeyi reddeden devletler arasındaki çatışmalardır. Bu başlangıç noktası olmadan, çatışmanın siyasi karakteri bulanıklaşır.

İran savaşı hakkındaki tartışmaların büyük bölümü petrol akışındaki kesintiye ve bunun küresel ekonomi üzerindeki sonuçlarına odaklanıyor.

Hürmüz Boğazı dünya deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin büyük bir kısmını taşır. Tanker trafiği durursa fiyatlar yükselir. Sigorta primleri fırlar. Enerji piyasaları daralır. Enflasyon yayılır. Bunlar gerçek mekanizmalardır. Enerji şokları geçmişte de küresel resesyonlara yol açmıştır. Ama hikaye petrol fiyatlarıyla başladığında, savaşın siyasi karakteri ikinci plana düşer. Çatışma önce dünya ekonomisini sarsan bir olay olarak görünür, ancak ikinci planda dünyanın en güçlü askeri devletinin başlattığı bir savaş olarak ele alınır. Savaş piyasaların sorunu hâline gelir. Artık emperyalist güç kullanımının bir eylemi olarak görülmez.

Bu tür çatışmalarda tartışma çoğu zaman emperyalist saldırının kendisinden uzaklaşarak hedef alınan hükümetlerin iç karakterine kayar. Hikaye tanıdıktır: Saldırıya uğrayan hükümet otoriterdir, popüler değildir ya da meşru değildir; bu yüzden Washington ile yaşadığı çatışma emperyalist saldırıdan ziyade iki kusurlu rejimin karşı karşıya gelmesi gibi sunulur.

Bu çerçeve uzun süredir rejim değişikliği siyasetinin merkezinde yer alır.

Marksist analiz bu çerçeveyi kesip atar. Soru hedef alınan hükümetin meşruiyet kriterlerini karşılayıp karşılamadığı değildir. Soru şudur: Kim kime saldırıyor ve neden? Washington yıllardır Bolivarcı hükümeti yaptırımlar, ekonomik abluka, diplomatik izolasyon ve kendisini başkan ilan eden muhalif figürlere açık destek yoluyla devirmeye çalıştı. Yaptırımlar ve ekonomik boğma yoluyla Venezuela halkını teslim alamayan bu kampanya, 3 Ocak’ta doğrudan askeri müdahaleye dönüştü. ABD güçleri Caracas çevresindeki hedefleri vurdu ve Başkan Nicolás Maduro ile Cilia Flores’i kaçırarak ABD’de hapse attı. Böyle bir saldırı hiçbir emperyalist gücün liderine yöneltilmezdi.

BİR YAPI OLARAK EMPERYALİZM

Bu çatışmaların neden ortaya çıktığını emperyalizm açıklar. ABD tarihteki en büyük askeri aygıta, yüzlerce denizaşırı üsse ve küresel finans üzerindeki kontrolü sayesinde yaptırımları dayatma gücüne sahip. Bu güç ağı Washington’un kendi stratejik çıkarlarına direnen hükümetleri baskı altına almasına, izole etmesine ve saldırmasına olanak tanımaktadır. İran ve Venezuela gibi devletlerse küresel sistem içinde tamamen farklı bir konumdadır. Askeri kapasiteleri bölgeseldir. Ekonomileri yaptırımlar ve finansal dışlanma nedeniyle sürekli baskı altındalardır. Uluslararası ölçekteki nüfuzlarıysa son derece sınırlıdır.

Bu devletlerle ABD arasındaki çatışmaları simetrikmiş gibi ele almak, küresel düzenin içindeki büyük eşitsizliği gizler. Emperyalizm yalnızca belirli liderlerin dış politika tercihi değildir. Gelişmiş kapitalizmin yapısal bir özelliğidir: egemen devletlerin askeri ve finansal güç kullanarak dünyanın kaynaklarını, pazarlarını ve emeğini kontrol etmesi ve bu kontrole yönelik her türlü meydan okumayı bastırmasıdır.

Anketler işçi sınıfının İran savaşına ezici çoğunlukla karşı olduğunu gösteriyor. Buna rağmen Kongre savaşı durdurmak için hiçbir şey yapmadı.

Anayasal çerçeve açık. Savaş ilan etme yetkisi Kongre’de. 1973 Savaş Yetkileri Yasasına göre başkan, çatışmalara askeri güç gönderdiğinde 60 gün içinde Kongre onayı almak zorunda. Fakat 28 Şubat’ta ABD ve İsrail İran’a saldırdığında bu şartların hiçbiri yerine getirilmedi.

Kongre bu yetkisini yeniden tesis etme fırsatına sahipti. Ama bunu yapmadı. Senato 4 Mart’ta savaş yetkileri karar tasarısını 47’ye karşı 53 oyla reddetti. Haziran’dan bu yana sekizinci oylamaydı ve sekizinin de tamamı başarısız oldu. Aynı gün Temsilciler Meclisi İran’ı “dünyanın en büyük terör sponsoru” olarak tanımlayan bağlayıcı olmayan bir kararı 372’ye karşı 53 oyla kabul etti. Dolayısıyla iki partili mutabakat açıktır: savaştan yana, savaşın hesabının sorulmasına karşı.

Kongre normalde bütçeyi kontrol eder, ama bu savaş için herhangi bir fon onaylamadı. Yönetim ya Pentagon bütçesinden finansman sağlıyor ya da açığı artırıyor. Kongre ise savaşın sürmesine izin veriyor. Emperyalist savaşlar nadiren tek bir yönetimin ürünü olur. Kapitalizmin yapısına yerleşmiş stratejik çıkarların sonucudurlar. Vietnam’dan Irak’a, Libya’dan Venezuela’ya karşı ekonomik savaşa kadar son yarım yüzyılın tarihi, ABD’deki her iki büyük partinin de egemen sınıfın çıkarları gerektirdiğinde müdahaleyi desteklediğini birçok kez bize göstermiştir.

KAYBOLAN İLKE

Marksistler için emperyalist güçler ile ezilen uluslar arasındaki çatışmaları analiz ederken temel bir ilke vardır. Belirleyici siyasi gerçek, emperyalist saldırgan ile saldırıya uğrayan ulus arasındaki ilişkidir. Bu ilke olmadan savaş eleştirisi kolayca yalnızca ekonomik bir tartışmaya dönüşür. Çatışma, piyasaları istikrarsızlaştırdığı, enerji fiyatlarını artırdığı ve küresel büyümeyi tehdit ettiği için eleştirilir. Ama savaşı başlatan emperyalist saldırı gözden kaybolur. Asıl mesele, emperyalist savaşın kapitalist sistemin kendisinden ve emperyalist güçlerin dünya üzerindeki egemenliğini sürdürme dürtüsünden kaynaklanmasıdır.

EMPERYALİZMİ HATIRLAMAK

Kapitalizmi anlamak için ekonomik analiz hala gereklidir. Kar oranları, finansal krizler, enflasyon ve büyüme döngüleri savaşların gerçekleştiği dünyayı şekillendirir. Ama kapitalizm yalnızca piyasalar üzerinden işlemez. Aynı zamanda askeri güç, yaptırım rejimleri ve jeopolitik hakimiyet üzerinden de işler. Analiz yalnızca savaşın yarattığı ekonomik dalgalanmalara odaklanıp bu savaşları üreten emperyalist yapıyı ihmal ettiğinde, sistemin temel bir özelliği görünmez hale gelir. Ve bugün yaşadığımıza benzer zamanlarda, ister Venezuela’da ister İran’da görünmez hale gelen şey emperyalizmin kendisidir.

Çeviri: Göksu CENGİZ 

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu