Kiralık yürek

Kiralık yürek

Nâzım Hikmet’in şiirindeki o karşılaşmada da bu yok mu? On dokuz yaşındaki kendimize baktığımızda hem tanırız hem tanımayız. “Birbirimizi birde tanıdık” dizesi, yabancılık ve aşinalığı aynı anda hissettirir. Ama devamlılık tam olmak da değildir, hatta tam olmamakla barışmayı gerektirir, çünkü insan sabitlenemez. Otoriter iktidarların da korktuğu bu değil mi? Hiç beklenmedik bir anda yığınlar tam tersi bir yöne doğru harekete geçebilir.

Kiralamaksa geçici olarak kendini başkasının bakışına, piyasanın hızına, kalabalığın yarışına terk etmekten başka nedir ki? Günümüzde akışkan denilen hayatın zorluğu da burada. Her gün kendini yeniden kurmak zorunda olan biri için hayat çok zor olsa gerek. Sosyal medya öncesi bir dünyada, kitaplar yalnızca bilgi değil, süreklilik üretirdi. Şimdi hız var, temas var, öfke var; ama süreklilik zayıf. “Herkesin canı burnunda” çünkü herkes her gün yeniden başlamak zorunda hissediyor kendini.

Aklıma daha başka kitaplar da geliyor, ama yağmurun şiddeti düşüncelerimi durduruyor. Bizim Macit Amca’ya benzeyen biri sokakta yağmurdan kaçarken yanıma oturuyor telaşla. “Gök yarılmış gibi delikanlı” diyor gülümseyerek. Bana delikanlı demesi hoşuma gidiyor. Belki de 19 yaşındaki halimle gelmişimdir bu çay ocağına. Belki de o hiç gitmemiş, sadece üzeri kat kat yıllarla örtülmüştür. İnsan yaş aldıkça gençliğini geride bıraktığını sanıyor; oysa geride kalan bir şey yok. İçeride yer değiştiriyor yalnızca. Yağmurun sesi, ince belli bardakta sıcak çayın dumanı bir yerlerden tanıdık bir duyguyu hatırlatıyor. Belki devamlılık böyle bir şey, dışarıdaki hızdan kaçıp içerideki ritmi hatırladıkça…

İnsan yaşadıklarının toplamı değil belki; onlarla kurduğu bağ kadar var. Aynı olay başka bir yaşta başka bir anlama bürünebiliyor. Ben dediğim şey, tek bir çizgi değil; üst üste binmiş sahneler, birbirine dolanmış sesler, suskun kalmış parçalar… Yağmur onları birbirine bağlıyor yavaşça.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu