Suikastlar, Mossad ve 8200! İran’ın içindeki gizli ağlar
İran’da dini lider Ali Hamaney ve üst düzey komutanların hayatını kaybettiği saldırıyla başlayan savaş, gözleri Tahran’ı çevreleyen ABD-İsrail istihbarat ağlarına çevirirken, İran’ın güvenlik mimarisinin kırılganlığı da yeniden gündeme taşındı. Tahran’a yönelik en kritik suikast 2020’de Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle başladı. Süleymani’nin ardından nükleer bilim insanlarından üst düzey askeri komutanlara kadar uzanan hedefli saldırılar, son olarak dini lider Hamaney’in hayatını kaybettiği operasyonla birlikte suikast zincirinin en kritik halkasına dönüştü. Öte yandan 2024’te Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin helikopter kazasında hayatını kaybetmesi de İran içinde çeşitli spekülasyonlara yol açarken; sabotaj ihtimali açıkça dile getirilmese de “güvenlik zaafı” tartışmalarını büyütmüştü.
İran içindeki operasyonların çoğu zaman küçük hücreler üzerinden yürütüldüğü, bu hücrelerin doğrudan İsrail ile temas kurmak yerine üçüncü ülkeler üzerinden iletişim sağlayarak faaliyetlerini sürdürdüğü belirtiliyor.
KIRILMA YARATAN SUİKAST
3 Ocak 2020’de Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta düzenlenen drone saldırısıyla öldürülmesi, İran yönetimi açısından kırılma noktası oldu. Tahran yönetiminin; Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de kurduğu vekil güç ağının mimarı olarak görülen Süleymani, Devrim Muhafızları içindeki en etkili isimlerden biriydi. ABD’nin MQ-9 Reaper insansız hava aracıyla gerçekleştirdiği saldırı, İran’ın en üst düzey askeri liderlerinden birini doğrudan hedef alması bakımından Ortadoğu’nun en kritik operasyonlarından biri olarak kayıtlara geçti.
FAKHRİZADEH’İN ÖLÜMÜ
Süleymani suikastından aylar sonra İran bir başka ağır kayıpla sarsıldı. 27 Kasım 2020’de İran’ın nükleer programının en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen fizikçi Mohsen Fakhrizadeh, Tahran yakınlarında düzenlenen karmaşık bir suikastla öldürüldü. İranlı yetkililere göre saldırı, uzaktan kumandalı ve uydu bağlantılı bir makineli tüfek sistemi kullanılarak gerçekleştirildi. Uydu üzerinden kontrol edilen bu sistemin hedefi yüz tanıma teknolojisiyle belirlediği ve otomatik olarak ateş açtığı iddia edildi. İran yönetimi saldırının arkasında İsrail istihbaratı Mossad’ın olduğunu duyurdu. Fakhrizadeh, ülkesinde sadece bir bilim insanı değil, İran’ın askeri nükleer araştırmalarını yönlendiren stratejik bir figür olarak görülüyordu.
BİLGİLERİ 8200 TOPLADI
Süleymani ve Fakhrizadeh’e yönelik suikastlar, İran’ın iç güvenlik yapısına sızmış olabileceği iddia edilen geniş bir istihbarat ağını da tartışmaya açtı. Süreçte en kritik rolün ise İsrail ordusunun sinyal istihbaratından sorumlu 8200 numaralı birimiydi. Nitekim savaşın başlamasıyla, 8200 biriminin İran’daki telefon trafiği, internet iletişimi, uydu bağlantıları ve elektronik sinyaller üzerinden veri toplayarak devasa bir istihbarat havuzu oluşturduğu daha net ortaya çıktı.
Süleymani’nin öldürülmesi İran’ın askeri stratejisinde büyük travma yarattı.
SALAMİ VE BAGHERİ
2018 yılında ise Mossad’ın İran’ın nükleer arşivini ele geçirdiği operasyon dünya gündemine oturmuş, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Tahran’daki bir depodan çıkarıldığı iddia edilen binlerce gizli belgeyi kamuoyuna açıklamıştı. 2025 yılında İran’ın nükleer ve askeri tesislerine yönelik düzenlenen geniş çaplı saldırılar ise ülkenin güvenlik mimarisinde yeni bir kırılmaydı. İsrail tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen bu operasyonlarda İran’ın askeri ve bilimsel elitlerinden birçok isim hayatını kaybetti. Bu saldırılarda öne çıkan en önemli kayıplardan biri Devrim Muhafızları Ordusu’nun başkomutanı olan Hossein Salami oldu. İran’ın en güçlü askeri figürlerinden biri olarak görülen Salami, Devrim Muhafızları’nın bölgesel operasyonlarının stratejik koordinasyonunda kritik rol oynuyordu. Aynı operasyonlarda İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Mohammad Bagheri’nin de hayatını kaybettiği bildirildi. Bagheri, İran ordusunun genel stratejik planlamasını yürüten en üst düzey askeri yetkililerden biri olarak biliniyordu.
KRİTİK İSİMLER ÖLDÜRÜLDÜ
Saldırılarda hayatını kaybeden bir diğer kritik isim ise Khatam-al Anbiya operasyon karargahının komutanı Gholam Ali Rashid oldu. Rashid, İran’ın savaş planlaması ve kriz yönetimi mekanizmasında kilit rol oynayan isimlerden biriydi. Aynı saldırı dalgasında Devrim Muhafızları Havacılık ve Uzay Kuvvetleri Komutanı Amir Ali Hajizadeh’in de öldüğü bildirildi. Hajizadeh, İran’ın balistik füze ve insansız hava aracı programının mimarlarından biriydi. Son bir yıllık süreçteki saldırılarda yalnızca askeri komutanlar değil, İran’ın nükleer programında görev yapan önemli bilim insanları da hedef alındı. İran Atom Enerjisi Kurumu’nun eski başkanı Fereydoun Abbasi-Davani bu saldırılarda hayatını kaybeden isimler arasında yer aldı. Abbasi-Davani ise İran’ın uranyum zenginleştirme programının önemli figürlerinden biri olarak tanınıyordu. Aynı saldırılarda nükleer fizikçi ve üniversite rektörü Mohammad Mehdi Tehranchi’nin de öldürüldü. Tehranchi İran’daki nükleer araştırmaların akademik ayağını yöneten önemli isimlerden biriydi.
GÖZLER KAANİ’DE
Dini lider Ali Hamaney ve beraberindeki üst düzey komutanların öldürülmesi ise İran açısından tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Saldırının ardından tüm gözler olaydan dakikalar önce yerleşkeden ayrıldığı iddia edilen Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’ye çevrilmiş vaziyette. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü’nün başındaki Kaani’nin geçmişte de benzer biçimde kritik saldırılardan “son anda” kurtulması, “içeriden sızıntı” iddialarını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Kaani, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın hayatını kaybettiği bombardıman öncesinde hedef alınan noktayı son anda terk etmişti.
New York Times gazetesinin haberine göre CIA, aylar boyunca Hamaney’in hareketlerini ve alışkanlıklarını takip etti.
YILLARDIR ÖRÜLEN AĞLAR
Haberglobal.com’ye değerlendirmelerde bulunan istihbarat uzmanı ve stratejist Sait Yılmaz ise; İran’a yönelik yürütülen operasyonların askeri boyutunun aslında çok daha uzun yıllara yayılan istihbarat ve teknoloji temelli bir stratejinin sonucu olduğunu söyledi. Yılmaz’a göre İran’ın iç yapısı uzun süredir içeriden çözülmeye çalışılıyor: “İsrail ve ABD, İran’da uzun yıllardır örgütledikleri ağlar üzerinden bilgi sızdırdı. Nükleer ve füze programlarında görev alan bilim insanlarına yönelik suikastlar da bu sürecin bir parçası. Artık ülkedeki önemli isimlere yönelik suikastlar istisnai operasyonlar olmaktan çıktı, neredeyse rutin bir yöntem haline geldi.”
İÇTEN ÇÖKERTME PLANI
ABD belgelerinde yer alan teknoloji temelli takip ve hedefleme yöntemlerine dikkat çeken Yılmaz, İran’ın özellikle elektronik istihbarat ve teknolojik sızma kapasitesi karşısında zorlandığını dile getirirken; “İran’a karşı geniş çaplı bir kara harekatı planlandığını düşünmüyorum. Bu tür süreçlerde ülkeler içeriden zayıflatılır. İran’daki ayaklanma senaryoları da bir anda ortaya yıllar içinde kademe kademe hazırlanan bir proje” diyor.
[email protected]
Kaynak: Web Özel