Yıl sonu tahminleri neler? Ekonomide çoklu risk dönemi

Türk ekonomisi 2026’ya çok katmanlı bir tabloyla girdi. Üretim cephesinden finansal göstergelere, dış ticaretten beklenti anketlerine uzanan veriler; aynı anda hem yavaşlama sinyalleri hem de risk birikimi işaretleri veriyor. Lojistik akışlardaki daralma, vadeli kur piyasasındaki yüksek fark, küresel borçta tarihi zirve ve reel sektörün artan döviz açığı; ekonominin farklı katmanlarında eş zamanlı bir sınamaya işaret ediyor. Dış ticaret taşımalarında kayıp oranının ihracatta yüzde 17’yi, ithalatta yüzde 11’i aşması yalnızca lojistik hacimde bir gerileme anlamına gelmiyor. Bu tablo, üretim zincirinin ilk halkasında bir zayıflamaya işaret ediyor. Özellikle ara malı ve hammadde ithalatındaki düşüş, Türkiye gibi üretim yapısı ithal girdiye endeksli bir ekonomi için öncü gösterge niteliği taşıyor.
Enflasyon görünümünü değerlendirirken yalnızca genel oranlara değil, hizmet enflasyonunun alt kırılımlarına ve gelirlerin reel performansına bakılması gerekliliğine dikkat çekiliyor.
İVME KAYBI SÜRER Mİ?
Ara malı ve hammadde ithalatındaki gerileme, mevcut üretim temposunun yavaşladığını düşündürürken; ileriye dönük sipariş ve kapasite planlamasında da ihtiyatın arttığını gösteriyor. İhracattaki kayıp oranının daha yüksek seyretmesi ise dış talep cephesinde toparlanmanın sınırlı kaldığını ortaya koyuyor. Böylece hem iç üretim dinamiği hem de dış pazar koşulları aynı anda baskı altında kalıyor. Sanayi üretimi açısından bakıldığında, hammadde girişindeki daralma önümüzdeki aylarda ivme kaybının sürebileceğine dair sinyal üretiyor.
KÜRESEL REKOR!
Analistler, Türkiye’nin içinde bulunduğu tablonun, küresel finansal koşullardan bağımsız olmadığının altını çiziyorlar. Uluslararası Finans Enstitüsü’nün verilerinden yansıyan son veriler ise dikkat çekiyor. Son verilere göre küresel borç stoku 29 trilyon dolar artarak 348,3 trilyon dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Borç artışının önemli bölümünün kamu kaynaklı olması, küresel finans sisteminin giderek “çevrilen borç” düzenine dayandığını gösteriyor. Analistler, küresel borçtaki artışın yalnızca bilanço büyüklüğünü yükseltmediğini; dünya ekonomisini faiz oranları ve risk iştahındaki değişimlere karşı daha hassas hale getirdiğini belirtiyor.
SINIRLI KUR ARTIŞI MI?
Bazı uluslararası kurumların projeksiyonları ise ılımlı bir seyre işaret ediyor. Yıl içinde kademeli faiz indirimleriyle politika faizinin yüzde 31’e gerileyebileceği öngörülürken; Haziran sonu için 46.30, Aralık sonu için ise 50.70 Dolar/TL tahmini paylaşılıyor. Bu projeksiyon, vadeli piyasadaki yüzde 30.7’lik farkla karşılaştırıldığında daha sınırlı bir kur artışı beklentisini ortaya koyuyor.
ENFLASYON DÜŞER Mİ?
Yurt içinde enflasyon verileri de dikkatle izleniyor. Şubat ayı için piyasa beklentisi yüzde 2,81 düzeyinde. Öncü gösterge olarak takip edilen Web-TÜFE yüzde 3,19 gerçekleşirken, son veriler, resmi enflasyonun da yüzde 3 civarında gelebileceğine işaret olarak yorumlanıyor. Merkez Bankası’nın Sektörel Enflasyon Beklentileri Raporu’na göre reel sektörün 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 32,90’dan yüzde 32’ye inerken; piyasa katılımcılarının beklentisi ise yüzde 22,20’den yüzde 22,10’a geriledi. Hanehalkı beklentisi ise yüzde 48,81 seviyesinde sabit kaldı.
DENGE BOZULDU
Finansal istikrar açısından öne çıkan bir diğer başlık reel sektörün net döviz pozisyonu. 2023’te eksi 70 milyar dolar olan açık, 2024’te eksi 148 milyar dolara yükseldi. 2025 Haziran’da eksi 185 milyar dolara, 2025 Aralık’ta ise eksi 189 milyar dolara ulaştı. Dış ticarette daralma sinyalleri, küresel borçta tarihi zirve, vadeli kur piyasasındaki yüksek fark, artan reel sektör döviz açığı ve enflasyon patikasındaki zorluklar; ekonomide çok katmanlı bir denge arayışını ortaya koyuyor.
Yüksek borç stoku oranları gelişmiş ekonomilerde mali alanı daraltırken, gelişmekte olan ülkelerde faiz ve kur oynaklığına karşı kırılganlığı artırıyor.
ALIM GÜCÜ AZALIYOR
Kurumsal Finans Uzmanı Gülsev Duran ise İTOSAM tarafından yayımlanan son verilere dikkat çekerken, şu uyarıları gündem taşıdı: “Hizmet enflasyonundaki katılığın devam ettiği görülüyor. Özellikle kira, ulaştırma ve temel hizmet kalemlerindeki artışlar, sabit gelirli kesimler üzerinde doğrudan baskı yaratmaya devam ediyor. Mevcut ekonomik konjonktürde belirleyici olan unsur nominal maaş artışları değil, bu artışların reel alım gücünü koruyup koruyamadığı. Enflasyon düşüş patikasına girse bile, kira ve temel hizmet kalemlerindeki maliyet baskısı devam ettiği sürece maaşla geçinenler zorlanacaktır.”
[email protected]
Kaynak: Web Özel