Gölgedeki beyin ‘Fuller’di! CIA görevlisinin Türkiye’deki izleri

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) eski Türkiye şeflerinden Graham Fuller’in (90), 29 Ocak günü Kanada’da hayatını kaybettiğinin ortaya çıkması, yakın siyasi tarihimize damga vuran karanlık süreçleri yeniden gündeme taşıdı. Soğuk Savaş yıllarından itibaren Türkiye ve Ortadoğu sahasında görev yapan Fuller, Ankara-Washington hattındaki en karanlık istihbaratçılardan biri olarak biliniyordu. Fuller; “Yeşil Kuşak” stratejisinin mimarları arasında gösterilirken, terör örgütü FETÖ’nün uluslararası zeminde güç kazanmasında rol oynayan en kritik isimlerin başında geliyordu. Fuller aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihindeki birçok tartışmalı sürecin perde arkasındaki isim olarak anıldı. Öyle ki karanlık istihbaratçının adı; 12 Eylül’den 28 Şubat’a, 2000’li yıllardaki yargı ve güvenlik krizlerinden 15 Temmuz hain darbe girişimine uzanan geniş bir zaman diliminde sık sık gündemdeydi.


Fuller, terör elebaşı Gülen’i, ABD’nin bölgedeki uzun vadeli çıkarları için biçilmiş bir kaftan olarak gördü.

HER TAŞIN ALTINDAN ÇIKTI

Fuller’in Türkiye ve bölge ile olan ilişkisi, Soğuk Savaş’ın en kızıştığı dönemde başladı. Fuller, 1964 yılında henüz 28 yaşındayken geldiği Türkiye’de uzun yıllar boyunca çeşitli görev ve temaslarda bulundu. 1964’te Dışişleri Bakanlığı ve CIA görevlisi olarak Türkiye’ye adım atan Fuller, ABD’nin Sovyetler Birliği’ni çevreleme ve içeriden zayıflatma stratejisinin sahadaki uygulayıcı kadroları arasında yer aldı. Bu strateji kamuoyunda “Yeşil Kuşak Projesi” olarak biliniyordu. Proje, Sovyetler Birliği’nin egemenliği altındaki Orta Asya ve Ortadoğu hattında, komünizme karşı bir tampon kuşak oluşturmak amacıyla dini ve etnik unsurların mobilize edilmesini öngörüyordu. Fuller’in bu yaklaşımın teorik çerçevesini savunan isimlerden biri olduğu değerlendirmeleri yapıldı. 1980’li yıllardan itibaren Fuller’in adı, PKK ve FETÖ terör örgütlerinin yapılanma süreçlerine ilişkin tartışmalarla birlikte anılmaya başladı. Ayrıca 12 Eylül darbesinden 28 Şubat sürecine, Ergenekon-Balyoz davalarından 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine uzanan birçok kritik kırılma noktasında ismi kamuoyunda sık sık gündeme geldi.

FETÖ’YÜ SAHAYA SÜRDÜ

Fuller’in Türkiye’de görev yaptığı yıllarda keşfettiği en önemli figür ise FETÖ elebaşı Fethullah Gülen oldu. Terörist Gülen, dindar bir kitleyi etkileme kabiliyeti, devlet kadrolarına sızma potansiyeli ve görünürdeki sözde “ılımlı” söylemiyle Fuller’in dikkatini çekti. Fuller’in gözetimindeki FETÖ, 70’li ve 80’li yıllarda hızla örgütlendi. İlk hedef, eğitim kurumlarıydı. Öğrenci yurtları, dershaneler ve okullar, örgütün hem gelir kapısı hem de kadrolarını yetiştirdiği birer yuva haline geldi. Fuller, örgütü istihbarat ve nüfuz ağına dönüşmesini sağlayacak stratejik yönlendirmelerde bulundu. Fuller, 1990’lı yıllarda RAND Corporation’daki görevi sırasında kaleme aldığı raporlar ve kitaplarla, FETÖ’ye uluslararası alanda meşruiyet kazandırdı.

TSK’YI HEDEFE KOYMUŞTU

Terör elebaşı Fetullah Gülen’in Türkiye’den ayrılarak ABD’ye yerleşme sürecinde, en güçlü referanslardan birinin Graham Fuller olduğu uzun yıllar kamuoyunda tartışıldı. 2000’li yıllarda ise Fuller’in adının bu kez Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hedef aldığı öne sürülen FETÖ kumpas davalarıyla birlikte anılması dikkat çekti. Ergenekon ve Balyoz davalarının arka planına ilişkin tartışmalarda Fuller’in ismi sık sık gündeme geldi. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Fuller’in Türkiye’de bulunduğu iddiaları da kamuoyuna yansıdı. İstanbul Büyükada’da bir otelde ekibiyle birlikte olduğu, süreci yakından takip ettiği hatta yönlendirdiği yönünde çeşitli iddialar ortaya atıldı. Darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Türkiye’den ayrıldığı belirtilen Fuller hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yakalama kararı çıkarıldığı ve soruşturma başlatıldığı açıklandı.

GÜLEN’E KOL KANAT GERDİ

15 Temmuz darbe girişiminin ardından hazırlanan FETÖ/PDY Çatı İddianamesi’nde, Graham Fuller ile Fetullah Gülen arasındaki ilişkiye geniş yer verilmişti. İddianamede, FETÖ’nün ABD merkezli bir yapılanma olduğu, örgütün yabancı istihbarat servisleriyle temas içinde hareket ettiği iddia edilirken, Fuller’in bu ilişkilerdeki rolüne de dikkat çekilmişti. Belgede, Fuller’in Gülen’in ABD’ye yerleşme sürecinde referans mektubu verdiği ve örgütün uluslararası alandaki savunucuları arasında yer aldığı belirtilmişti.

CIA’İN KÖPRÜ ELEMANI

Fuller’in “Siyasal İslamın Geleceği” ve “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” başlıklı çalışmalarında FETÖ’ye ilişkin değerlendirmeleri de iddianamede atıf yapılan unsurlar arasında yer aldı. Bu metinlerde yer alan ifadelerin, örgütün ideolojik çerçevesinin uluslararası kamuoyunda meşruiyet kazanmasına katkı sunduğu öne sürüldü. İddianamede FETÖ’nün CIA ile ilişkisi “walk-in” kavramı üzerinden tanımlanmış, bu ifadenin örgütün kendi isteğiyle temas geliştiren bir yapı olduğu anlamına geldiği kaydedilmişti. Fuller gibi isimlerin bu süreçte etkili olduğu iddiası da dosyada yer alan değerlendirmeler arasındaydı.

Gölgedeki beyin 'Fuller'di! CIA görevlisinin Türkiye'deki izleri - Resim : 2
Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasıyla, Fuller bu kez Büyük Ortadoğu Projesi için faaliyetler yürütmeye başladı. Fuller, BOP’un düşünsel ve pratik mimarı olarak yeniden sahnedeydi.

TESADÜF DEĞİLDİ

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz ise hain darbe girişiminden sonra yaptığı açıklamada ise Henri Barkey ve Graham Fuller ikilisinin darbe gecesi İstanbul’da olmalarının tesadüf olmadığını söylerken, “Algı operasyonun bir parçası olarak buraya geldiklerini düşünüyorum. Şayet FETÖ’cü darbe girişimi başarıya ulaşmış olsa, iki karanık isim de ‘iktidar kötüydü, halkına baskı yapıyordu, demokrasi rafa kalkmıştı’ şeklinde yalan yanlış söylemlerle algı yönetmeye çalışacaklardı. Bir anlamda İstanbul’da olmaları yerinden yayın yapma stratejisinin bir parçasıydı” demişti.

[email protected]

Kaynak: Web Özel

Başa dön tuşu