Bir direnişin hikâyesi

Bir direnişin hikâyesi
Maria Suphi’nin hikâyesini, Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının öldürülmesi bağlamında nasıl konumlandırıyorsunuz?
Bugün 28 Ocak. Bundan 105 yıl evvel bir gece yarısı öldürdüler onları. Kurtuluş Savaşı’na katılmak ve parti olarak teşkilatlanmak için yola çıkmışlardı. Önceleri Fransız İhtilali’ne atfen “onlar da meclisin sol tarafına oturup ırgatların ve yoksulların haklarını savunurlar” diye düşünülmüştü. Sonradan neler değişti bilinmiyor. Kazım Karabekir’in Ankara’ya çektiği telgraf “Mustafa Suphi yanındaki refikleriyle birlikte Kars’a intikal etti. Ankara’ya göndermek niyetindeyim…” şeklindeydi. Ancak Ankara Hükümeti Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Ankara’ya gönderilmesine soğuk bakınca, her şey tersyüz olmuştu. Kars’tan Trabzon’a yönlendirilen kafile Erzurum’da taşlanmış ve geçtikleri her yerde saldırıya uğramışlardı. Yolculukları adeta bir ölüm yolculuğuna dönüşmüştü. 6 gün süren bu ölüm yolculuğu 28 Ocağı, 29 Ocağa bağlayan gece Trabzon/Sürmene açıklarında bir motorun içinde katliamla noktalanmıştı. Katliamı kimler yapmıştı? Kesin kanıt yok. Kitaba eklenen yeni bölümlerde bu katliama ait yeni ipuçları var. Erzurum’daki saldırıda Mustafa Suphi’nin evrak çantasının daha sonra Erzurum Milletvekili Mustafa Durak’ta çıkması düşündürücü. Belgeler kafilenin Kop (Zigana) dağlarında öldürülmesine dair bir plan yapıldığını gösteriyor. Kafileyi Erzurum’da taşlayanların yanı sıra bir de alkışlayanlar vardı. Albayrak Grubu olarak bilinen bu cesur insanlar da kitabın sayfalarında.
Maria esir alınınca neler yaşandı? Kapatıldığı evi kimler biliyordu? Sovyet Konsolosluğu Maria’nın kapatıldığı evden haberli miydi?
Kitaptaki yeni bilgilerle okuyucu cinayeti planlayanları ve Maria’nın başına gelenleri görebilecek.
Yeni baskıdaki farklar neler?
Bunlar içinde önemli sayılacak bilgilerden biri Erzurum Milletvekili Mustafa Durak’ın saldırıda Erzurum’da oluşu, Mukaddesat-ı Muhafaza örgütünün içinde bulunuşu ve Mustafa Suphi’ye dair evrak çantasını ele geçirişi. Buna dair bilgiler “gizli meclis ceridelerinde” var. Kendisinin Erzurum’da iken Mustafa Kemal’le telgrafları var. Aşırı derecede kinci ve saldırgan tutumunu Mustafa Kemal onaylanmamıştır. Orada yaptıklarını meclis kürsüsünde de büyük bir “meziyet” şeklinde savunmuş, Mustafa Suphi’ye ait evrak çantasından da bahsetmiştir.
Kitaba yeni belge olarak Maria Suphi’nin annesine yazdığı ve kapatıldığı evde bulduğum mektubun Rusça hali de var. Türkçesi daha evvel kitapta vardı. İlginç olanı kâğıdın ve yazının tahriş olmadan bugüne kalabilmesi. Kitaba döneme ait bazı yeni fotoğraflar da eklendi. Ancak Maria Suphi’ye ait hâlâ bir resim bulamadık. Düğünün yapıldığı Bakü’deki Kızılordu Kulübü’ne şimdiki adıyla Zabitler Evi’ne iki kez gittim. s Neriman Nerimanov’a ait fotoğraf albümlerinde yok.
En önemli yeni bulgu nedir?
Kafile Kars’a girdiği andan itibaren yapılan planları koydum. Ankara’ya ve Trabzon Sovyet Konsolosluğu’na ayna tutarak orada yaşananları da ekledim. Ayrıca Erzurum’da 1915’te saldırıya uğrayan ve Ermeni yetimlerinin okuduğu Sansaryan Koleji’nde Mustafa Suphi’nin lise aşkı Garin’in öldürülmesiyle ilgili detayları kitaba ekledim.
Kurgu–belge dengesini kurarken nelere dikkat ettiniz?
Kafilenin Kars’tan itibaren yol güzergâhını 2 kez izleyerek yaşadıklarını yerinde gördüm. Kitap için Trabzon’da bilgi verenler deşifre olmak istemedikleri için isimlerini yazmamı istemediler. Maria Suphi’nin kapatıldığı ev restore edilecekti ama kentsel dönüşümle bir gece vakti yıktılar. Yeni baskı için gizli meclis ceridelerini okuyabilmem, özellikle Mustafa Durak açısından önemli sayılacak bilgiler verdi. Yine Mustafa Suphi’nin birlikte olduğu Kazan Müslüman Sosyalist Komitesi Başkan Yardımcısı Emine Muhittiova’ya dair bölüm de genişledi. Neden ayrıldıklarını da okuyucunun önüne getirdim. Muhittinova’nın yaşadıklarını da ekledim.
Yorumlar yeni baskıyı etkiledi mi?
Karşılarında direnen bir kadın bulmaları okuyucuyu etkiledi. Yoldaşları öldürülmüş ve esir alınmıştı. Her türlü işkence ve zulme karşı tek başına direnmesi onu tarihin o tozlu sayfalarından alıp çıkarttı. Okuyanlar “çok etkilendiklerini” söylediler. Birinci derece tanıklar hayatta değildi. Ancak yaşananları bilenlerle buluştum. Maria Suphi’nin kapatıldığı evin sahibi Erhan ağabey babasından duyduklarını aktardı ve o zamanlar evleri Maria’nın kapatıldığı evin oldukça yakınındaymış. Müthiş bilgiler verdi. İsmini yazmamı istemedi. İsteğine sadık kaldım ve ismini deşifre etmedim. Bu konuda eleştirildim ama ona verdiğim bir söz vardı. Onun hayatını tehlikeye atamazdım. Öyle de yaptım. Bu konuda okuyucuların beni hoş göreceğini umuyorum. Siz size bilgi vereni ateşe atar mıydınız? Ben de atmadım. Bu kitaba kadar Maria Suphi hakkında çok az bilgi vardı. Artık daha fazlasını biliyoruz. Bundan dolayı da okuyuculardan çok olumlu eleştiriler aldım.
Bazı tarihçiler Maria Suphi’nin yaşamının detayları hakkında farklı görüşler ileri sürüyor? (Özellikle ölüm şekli, yaşadığı süre v. gibi.) Yeni baskıda bu tür tartışmalı alanlara nasıl yaklaştınız?
Maria Suphi’nin esir alındığı, işkence ve tecavüze uğradığı biliniyor. Direnip, direnmediği bilinmiyordu. Ölümüne ait detaylarda. Bilinen Abdulkadir’e ait bir rapor var. Onun dışında hiçbir bilgi yoktu. Onu 10 yıl süren ve adeta iğneyle kuyu kazar gibi aradım, araştırdım. Sonunda elde ettiğim ve sözlü tarih çalışması dediğimiz alan bana, ona dair çok bilgiler elde etmemi sağladı. Yaşadığı süre için net bir şey söylenemez. 6-7 ay kadar olduğu, 2-2.5 sene sürdüğü ya da 1960’lara kadar yaşadığına dair söylentiler var. Ancak ölümüne ait net bir bilgi ya da belge yok. Annesine yazdığı mektuptan; işkence ve zulüm altında olduğunu biliyoruz. Çömlekçi’de Yahya Kahya’nın evinde, sonra Nemlizade Ragıp ve son olarak Rizeli kabadayılar…
Sözlü tarih çalışmasında elde ettiğim bilgilere dayanarak nasıl öldürüldüğünü de kitaba yansıttım. Umuyorum ki ileride buna dair belgeler çıkar. Onun kapatıldığı eve ilk girenim, ona dair mektubu ilk görenim ve bu konuda yine ilk sözlü tarih çalışması yapanım. Onların ölüm yolculuğunu adım adım takip edenim. Hâlâ bilgi ve belge peşindeyim. 15’lere ağıtlar yakıldı ama Maria hep bunların dışında kaldı. Aradan yüz yıldan fazla bir zaman geçti ve Maria da o teknede ben de vardım ve “Ben binlerce kez öldüm” diye haykırdı. O haykırışı dile getirdim. Mustafa Suphi, Maria Suphi ve yoldaşları hâlâ yaşıyor. Anılarına saygıyla…