Sahnedekiler

Sahnedekiler
İkinci odada konsomatris Sevda var. Pilavcı imzalı bu bölümde Pınar Yıldırım, sahne hayalleri ile kıskançlık arasında sıkışmış bir kadını oynuyor. Yarım kalan assolist düşü, Cemil’e duyulan imkânsız aşkla birlikte geri dönüşsüz bir kırılmaya evriliyor.
Çay ocağında karşımıza çıkan Yasemin’i, Şenay Tanrıvermiş’in yazdığı monologda Tuğçe Tanış canlandırıyor. Bir zamanların “Deprem Yasemin”i artık sahneden uzak ama suskun değil; anlatı, affetmekle kötülüğü affetmemek arasındaki sert çizgide duruyor.
Pavyonun sahibi Burhan’ın odasında iktidar hüküm sürüyor. Yazar–yönetmen imzalı bu bölümde Erkan Akbulut, gözetleyen ve kontrol eden bir erkek aklını sahneye taşıyor. Burhan’ın pavyonu bir eğlence mekânından çok bir tahakküm alanı.
Assolist Nazan’ın monoloğunda sahnedeki ışıkla içteki karanlık çarpışıyor. Ahmet Sami Özbudak’ın yazdığı bu bölümde Tuğçe Şahin, çocukluk travmalarıyla bugünün şantajları arasında sıkışmış bir kadını oynuyor. Şarkılar burada özgürlük değil, hayatta kalma aracına dönüşüyor.
Ve kapıda Buse var. N. Kerem Pilavcı imzalı bu kısa monologda Eda Akel, karanlığın içinde sessiz ama inatçı bir umut taşıyor.
Bu arabesk evrende hakikat parçalanmış durumda. Seyirci bir oyunu izlemiyor; bir hafızanın içinden geçiyor. Pavyon, ana akım bir TV kanalında yayımlanan İnci Taneleri’nde Dilber karakteriyle cazip ve özgürleştirici bir sahne olarak sunulan pavyon imgesini tersyüz ederek, kadın emeğinin ve bedeninin sistematik biçimde tüketildiği bir düzene ayna tutuyor.
Burada dans etmek özgürleşme değil; yarım kalmış düşlerin, bastırılmış seslerin ve bedene kazınmış şiddetin hatırlatıcısı. Işıklar parlamıyor, karanlık konuşuyor. Ve oyun şu soruyu bırakıyor geriye: Herkesin bildiği ama kimsenin tam olarak söylemediği bir yerde, suç kime ait?
Oyun, 30 Ocak, 13-16-23 Şubat tarihlerinde Balat Monologlar Müzesinde seyirciyle buluşuyor.