İspanyol hattat: Ibiza’da doğdu, İstanbullu oldu

Kelimelerin çoğaldığı ama ağırlığını kaybettiği, her zamankinden çok yazıp her zamankinden az “el yazısı” kullandığımız bir çağda kaligrafi, insanın en temel boyutuyla arasındaki son çıpalardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Hızlanmış ve parçalanmış dijital insana karşın bu kadim sanat, “homo sapiens”e düşünmenin, yazmanın ve yaratmanın her zaman yavaş, bedensel ve bilinçli eylemler olduğunu hatırlatıyor.
İspanyol hattat Nuria García Masip sanatını La Voz de Ibiza‘ya anlattı:
Ibiza ile ilişkiniz nedir?
Ibiza’da, Santa Gertrudis yakınlarında kırsalda doğdum. Hayatımın farklı dönemlerinde adanın en korunaklı ve sessiz bölgelerinde yaşadım. Çok göçebe bir hayat sürsem de, Ibiza’da doğan veya yaşayanlar için adanın derin bir iz bıraktığına inanıyorum. Ibiza, kültürel kesişmelerin, inzivanın ve yaratımın tarihine sahiptir; benim için de manzaranın iç gözlemi ve yaratıcılığı beslediği bir yerdir.
Kaligrafi bir sanat mıdır?
Kesinlikle. Çin, Japon ve İslam kültürleri dahil pek çok kültürde kaligrafi sadece bir sanat değil, “yüce sanatların” başında gelir. Bir harfin soyut çizgisinin, figüratif bir görüntüden çok daha derin bir şey aktarabileceği kabul edilir. Arap kaligrafisi; kitaptan mimariye, tekstilden objelere kadar her yüzeyi kapsamış ve İspanya’dan Güneydoğu Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada en üstün sanatsal form kabul edilmiştir.
– Kaligrafi ile nasıl tanıştınız ve sizi nasıl büyüledi?
90’lı yılların sonunda, Fas’ın Fes şehrindeki medinede geleneksel sanatları araştırırken derin bir bağ kurdum. Orada bana ilk kamış kalemimi, kağıdımı ve mürekkebimi veren kendi kendini yetiştirmiş bir hattatla tanıştım. Bu kadar basit malzemelerle bu denli yoğun bir güzelliğin yaratılabilmesi beni büyüledi. O an kaligrafinin gerçekte ne olduğunu keşfettim: Çizginin sanatı.
– Hangi ekolde eğitim aldınız?
Türk-Osmanlı ekolü içinde klasik Arap kaligrafisi eğitimi aldım. İstanbul’da uzun yıllar yaşadım ve usta-çırak ilişkisine dayalı geleneksel yöntemle hocalardan ders aldım. Temel olarak sülüs ve nesih gibi kanonik stilleri çalıştım. Şu an Sorbonne’da bu okulun kaligrafisi üzerine sanat tarihi doktoramı bitirmek üzereyim.
– Kaligrafiyi sıfırdan yaratıcı bir seviyeye taşımak ne kadar sürer?
Kaligrafi öğrenmeyi her zaman klasik bir enstrüman çalmaya benzetirim. Erken başlamak ve elin o hassas hareketleri ezberlemesi için binlerce saat pratik yapmak gerekir. Hattatlık icazetimi almam yedi yılımı aldı, ancak bu aslında yolun sadece başlangıcıdır. Sanatta veya sporda olduğu gibi, gerçekten derinleşmek için yıllar gerekir. Hızlı bir öğrenme süreci değildir ama dönüştürücüdür.
– Klasik İslami yazılar neden bahseder?
İnançtan, bilgiden, ahlaktan, güzellikten ve insanlık durumundan bahsederler. Kur’an metinlerini, duaları, şiirleri ve hikmetli sözleri içerirler. İzleyiciyi hem mesajla hem de çizginin uyumuyla yükseltmeyi amaçlarlar. Kaligrafi, kelimenin ruhani bir boyuta sahip olduğu bir aktarım ve hafıza sanatıdır.
– Bazı kompozisyonlar mandalaları andırıyor, bu bir tesadüf mü?
Tamamen tesadüf olmayabilir. Kültürel bağlamlar farklı olsa da, her iki gelenek de evrensel gerçekleri aktarmayı amaçlar. Formlar aracılığıyla odaklanma, düzenleme ve tefekküre yönlendirme arayışı ortaktır. İslami kaligrafideki dairesel kompozisyonlar birlik, merkez ve dönüş fikirlerine yanıt verir.
– Kaligrafi çalışmak isteyen birinde hangi özellikler olmalıdır?
İlk hocam Mohamed Zakariya’nın dediği gibi: “Kaligrafi %99 sabır, %1 yetenektir.” Ancak o sabrı beslemek için yaptığınız işe duyduğunuz sevgi şarttır. Bir Türk atasözü der ki: “Aşk olmadan meşk olmaz.” Bu sanata derin bir tutku duymadan, gerektirdiği sürekliliği sağlamak imkansızdır.
– Yaratım sürecinin üzerinizdeki duygusal etkisi nedir?
Kaligrafi, coşku veya üzüntü gibi dalgalı bir ruh haliyle yapılamaz. Klasik kaligrafi yazmak için “sakin bir göl gibi” olmaya çalışmalısınız. Duyguları bir kenara bırakıp tamamen ana odaklanmak gerekir. Kaligrafi o zaman bir sığınağa dönüşür. Amaç duygularımızı dışa vurmak değil, harfi en saf arketipiyle yansıtmaktır.
– Diğer kaligrafik geleneklerle, örneğin Japon kaligrafisiyle ne gibi farklar var?
Disiplin, usta-çırak ilişkisi ve çizginin saflığının içsel saflığı yansıttığı fikri açısından pek çok paralellik var. Ancak estetik olarak çok farklılar. Japon kaligrafisi fırça ile yapılır; daha jestsel ve hızlıdır. Arap kaligrafisi ise kamış ile yapılır; daha yavaş, ölçülü ve kontrollü bir süreçtir.
– Kullandığınız malzemeler nelerdir?
Sıradan bir sazdan yapılmış kamışın olağanüstü bir yaratım aracına dönüşmesi beni büyülüyor. Eserlerimde geleneksel teknikler kullanıyorum: Kamış kalemler, el yapımı hazırlanmış kağıtlar ve is karasından klasik yöntemlerle üretilmiş is mürekkebi. Ayrıca varak altını mürekkebe dönüştürerek kullanıyorum.
– Günümüzde dilin ve kelimelerin bir “risk” altında olduğu, insanların artık el yazısından uzaklaştığı fikrine katılıyor musunuz?
Bu tespite tamamen katılıyorum. Hızın, kelime kalabalığının ve ironik bir şekilde anlam kaybının yaşandığı bir zamanda yaşıyoruz. Politik, kültürel ve insani düzeyde uç bir noktadayız. Bu bağlamda kaligrafi adeta bir direniş eylemi haline geliyor. Kendisi de bir hattat olan eşimle birlikte sık sık “akıntıya karşı yüzen balıklar gibi” olduğumuzu söyleriz. İnsanlar artık yavaşlığa, el emeğine, el ve düşünce arasındaki bağa değer veren, daha anlamlı bir sanat arayışındalar. Dünyanın farklı yerlerinde verdiğim atölyelerde, çok farklı kültürlerden insanların bu “yavaşlama” ve “konsantrasyon” haliyle anında nasıl bağ kurduğunu görmek çok güzel.