Üretim tüketime yeniliyor! Dört yılın verileri ne söylüyor?

Türkiye ekonomisinde son dört yılın verileri birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo, büyüme kompozisyonunda belirgin bir yön değişimine işaret ediyor. Üretim ve ihracat odaklı bir yapıdan, iç talep ve tüketime dayalı bir dengeye doğru ilerleyen bu süreç; istihdamdan dış ticarete, konut piyasasından tarımsal maliyetlere kadar pek çok başlıkta eş zamanlı olarak izlenebiliyor. Son dönemde açıklanan makro-ekonomik göstergeler, bu dönüşümün geçici bir konjonktürden ziyade daha kalıcı bir yapısal eğilime dönüştüğünü ortaya koyuyor. Dış ticaret cephesinde en dikkat çekici başlıklardan biri, ihracat yapılan pazarlardaki dengenin bozulması. 2021 yılında Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ilk 20 ülkenin yalnızca 4’üyle dış ticaret açığı bulunurken, günümüzde bu sayı 8’e yükseldi. Mevcut tablo, ihracat hacmi artsa bile ithalat bağımlılığının daha hızlı yükseldiğini ve net ticaret dengesinin zayıfladığını gösteriyor.
Üretim yapısında ithal girdiye olan bağımlılık, tüketim artışıyla birleştiğinde, dış ticaret açığı verilen pazar sayısının genişlemesine yol açıyor.
İSTİHDAM AZALIYOR
Mevcut veriler istihdam yapısındaki dönüşümle de örtüşüyor. Buna göre sanayide ücretli çalışan sayısı bir yılda 178 bin 708 kişi azalarak 4 milyon 820 bin 307’ye gerilerken, sanayi istihdamı, Şubat 2022’den bu yana en düşük seviyeye geriledi. İmalat sanayiindeki düşüş ise daha belirgin. İmalatta ücretli çalışan sayısı yıllık bazda 181 bin 287 kişi azalarak 4 milyon 649 bine düşerken, söz konusu oran Ocak 2022’den bu yana en düşük seviye olarak kaydedildi.
SANAYİDE GERİLEME
Toplam istihdamda ise farklı bir tablo ortaya çıktı. Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı yıllık bazda yüzde 1 artarak 15 milyon 891 bine yükseldi. Aynı dönemde ücretli çalışan sayısı inşaat sektöründe yüzde 6,4, ticaret-hizmet sektöründe yüzde 2,4 artarken, sanayi sektöründe ise yüzde 3,6 geriledi. Böylece ticaret-hizmet sektöründe çalışan her iki kişiye karşılık sanayide yalnızca bir kişinin çalıştığı bir yapı daha da belirgin hale geldi. Sanayinin toplam istihdam içindeki payı da son üç yılın en düşük seviyesine geriledi. İmalat sanayinde yaşanan çözülmenin en sert hissedildiği alanlar emek yoğun sektörler oldu. Son 12 ayda giyim eşyalarının imalatında istihdam kaybı yüzde 13,6’ya ulaştı. Bu sektörde ücretli çalışan sayısı 521 bin 144’e geriledi. Deri ve ilgili ürünlerin imalatında istihdam kaybı yüzde 12,5, tekstil ürünleri imalatında ise yüzde 10,4 olarak hesaplandı.
İTHALATA BAĞIMLILIK SÜRÜYOR
Analistler ise son dört yıllık makro göstergelerin birlikte okunmasının, Türkiye ekonomisinde büyümenin kaynağına ilişkin net bir yön değişimine işaret ettiğini vurguluyor. Kredi kartı ve bireysel kredi hacmindeki artış, iç talebi destekleyen ana unsurlar arasında öne çıkarken, büyümenin giderek daha fazla hizmetler sektörü ve tüketime dayalı kalemler üzerinden şekillendiğine dikkat çekiliyor. Aynı dönemde dış ticaret verileri, ihracat hacminde artışa rağmen ithalat bağımlılığının daha hızlı yükseldiğini ortaya koyuyor.
Döviz kurunun TL karşısında değer kazanmaya devam ediyor.
BASKI OLUŞTURUYOR
Sanayi istihdamındaki gerilemenin arka planında üretim coğrafyasındaki kayma olduğunu belirten Kamuoyu Araştırmacısı Volkan Tebrizcik, “Artan işçilik maliyetleri, enerji fiyatları, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve kur politikası, özellikle tekstil ve hazır giyim sektöründe üretimin bir bölümünün yurt dışına taşınmasına neden oldu. Mısır, düşük işçilik maliyetleri, Avrupa Birliği ve ABD pazarlarına yönelik ticaret anlaşmaları, lojistik avantajlar ve yatırım teşvikleriyle Türk firmaları için öne çıkan merkezlerden biri haline geldi. Bu süreç, Türkiye’deki sanayi istihdamı üzerinde doğrudan baskı oluşturdu” diyor.
İSTİHDAM KAYBI
Finans ve İnsan Kaynakları Uzmanı Suat Başkır ise istihdamdaki kaymanın yalnızca sektörler arası bir geçiş olarak okunmaması gerektiğine dikkat çekerek, “Sanayideki istihdam kaybı, ücret baskısı ve maliyet artışlarıyla sınırlı bir sorun değil. Sanayi istihdamının zayıflaması, ekonominin döviz kazanma kapasitesini ve sürdürülebilir büyüme potansiyelini de doğrudan etkiliyor” değerlendirmesinde bulundu.
[email protected]
Kaynak: Web Özel