İran’ın direnci kırılamıyor! ‘Mozaik Savunma’ sınavı geçti mi?
İran’a yönelik ABD-İsrail saldırıları, Tahran’ın derin savunma mimarisini de ilk kez gerçek savaş koşullarında görünür hale getirdi. Zagros ve Elburz dağ kuşağı boyunca şekillenen, yeraltı füze şehirlerinden sert kaya içine oyulmuş tesislere, mobil fırlatıcı ağlarından aldatma amaçlı maket hedeflere kadar uzanan bu yapı, İran’ın savaş anlayışının yalnızca saldırı gücüne değil, dayanıklılık, dağınıklık, gizlenme ve süreklilik üzerine kurulduğunu ortaya koymuş vaziyette. Fordo benzeri tesislerin doğrudan sert kaya kütlesi içine yerleştirilmiş olması ise Tahran’ın yıllardır “ilk darbeyi yese de ayakta kalacak” bir savunma düzeni kurmaya çalıştığının göstergesi olarak kabul ediliyor.
İran’ın kapasitesine ilişkin analizlerde savaş öncesinde 2 bin 500 ila 3 bin balistik füze ve 300-400 mobil fırlatıcıdan söz edilirken, zaman içinde bu kapasitenin yaklaşık bin füze ve 100-150 kullanılabilir fırlatıcı seviyesine gerilediği vurgulanıyor.
URANYUM BULUNAMIYOR
İran açısından savaşın en kritik başlıklarından birinin ise füzelerden çok nükleer materyalin akıbeti olduğu belirtiliyor. Yaklaşık 400 kilogramlık yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum stokunun saldırılar öncesinde farklı noktalara sevk edildiği iddiası, dosyanın askeri boyutunu doğrudan diplomatik pazarlığa bağlayan en önemli unsur olarak görülüyor. Rafael Grossi’nin, bu stokun 200 kilogramı biraz aşan bölümünün Isfahan’da yer altında kaldığını, geri kalanının konumunun ise bilinmediğini söylemesi, meselenin yalnızca hedef vurma tartışmasının ötesine geçtiğini gösteriyor.
MOZAİK SAVUNMA
Yapılan analizlerde, bu iddiaların doğru çıkması halinde İran’ın savaş sonrasında Hürmüz Boğazı ile birlikte müzakere masasındaki en büyük kozlarından birinin dağınık halde tutulan bu nükleer materyal olacağı vurgulanıyor. Merkezi komuta yapısında yaşanan sarsıntıya rağmen İran’ın tamamen dağılmamasının bir diğer nedeni olarak ise “mozaik savunma” yaklaşımı öne çıkıyor.
HARK ADASI PLANI
Tam da bu noktada gözler Washington’un önündeki seçenekler ile ABD’nin kara harekatı planlarına çevrilmiş vaziyette. Analistler, masadaki her seçeneğin başarı ihtimali kadar ağır riskler de taşıdığını vurgularken, ilk senaryo olarak Hark Adası öne çıkıyor. İran’ın ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ının bu ada üzerinden aktığı, İran kıyısından yalnızca 25 kilometre açıkta bulunan bu noktanın Washington’daki bazı çevrelerce Devrim Muhafızları’nı ekonomik olarak çökertmenin en kestirme yolu olarak görüldüğü belirtiliyor. Ancak bu planın kağıt üzerinde cazip görünse de sahada son derece kırılgan olduğu ifade ediliyor. Analistler, ada ele geçirilse bile İran anakarasından gelecek balistik füze, İHA ve topçu ateşi menzilinin içinde kalacağını, dahası Tahran’ın boru hatlarını kapatarak adanın ekonomik değerini hızla anlamsızlaştırabileceğini belirtiyor.
CASK LİMANI BİRİNCİ HEDEF
İkinci senaryo ise Hürmüz kıyı operasyonu. İran’ın bu boğazı kapatmasının ardından deniz trafiğinin yüzde 70 düştüğü, 3 binden fazla geminin mahsur kaldığı ve Brent petrolün 110 dolar bandına fırladığı denklemde Hürmüz, artık yalnızca bölgesel değil küresel bir güvenlik dosyası anlamına geliyor. Operasyon senaryosunda ABD Deniz Piyadeleri’nin Umman Körfezi kıyısındaki Cask Limanı’na çıkarma yapıp kuzeydeki Bender Abbas istikametine ilerlemesi; kıyıdaki füze bataryaları, mayın depoları, hücumbot üsleri ve İHA fırlatma noktalarının temizlenmesi öngörülüyor. CENTCOM’un A-10 ve Apache platformlarını sahaya sürmesi de kara birliklerine yakın hava desteği hazırlığının işareti olarak okunuyor. Üçüncü ve en çarpıcı senaryolardan birini ise Isfahan’daki zenginleştirilmiş uranyumun ele geçirilmesi oluşturuyor.
ABD İŞGALİ İMKANSIZ
İran’ın kapsamlı işgali “imkansız” olarak değerlendiriliyor. İran’ın 1,6 milyon kilometrekarelik dağlık coğrafyasının, düz çöl arazisindeki Irak tipi hızlı zırhlı ilerlemeye uygun bir tablo sunmadığı belirtilirken, yapılan hesaplamalarda yalnızca Tahran’ın ele geçirilmesi için 600 binden fazla askere ihtiyaç olabileceği ifade ediliyor. Buna rağmen CENTCOM sahasında yaklaşık 50 bin Amerikan askeri bulunduğu, üç ayrı Deniz Piyade Sefer Birliği ile toplam 5 bin ila 7 bin arasında ek Deniz Piyadesi takviyesinin beklendiği, bölgede üç uçak gemisi muharebe grubu ve 150’den fazla savaş uçağının konuşlandığı belirtiliyor.
Güvenlik analistleri, Tahran’ın savaşı yalnızca ateş gücüyle değil; gizlenme, dağıtma, aldatma ve zamana yayma stratejisiyle kurguladığına işaret ediyorlar.
YIPRATMA İRAN LEHİNE
STRASAM Analisti Araştırmacı-Yazar Oktay İyisaraç ise ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın seyrine ilişkin şu değerlendirmeleri yapıyor: “Mevcut tablo, İran’ın savaş alanında mutlak üstünlük kurduğunu değil; buna karşılık ABD ve İsrail’in ‘hızlı, temiz ve düşük maliyetli sonuç’ hedefini boşa düşürdüğünü gösteriyor. Savaşın taktik ritmi büyük ölçüde ABD-İsrail ekseninde seyretse de, savaşın stratejik maliyet yapısı ve zamana yayılan yıpratma dinamiği giderek İran lehine çalışıyor.”
KAYBEDERKEN YENİLMEMEK
“Mevcut savaşta en büyük soru, İran’ın ne kadar vurulduğu değil; vurulmasına rağmen ne kadar işlevsel kaldığıdır. İran’ın stratejik avantajı, kaybederken bile yenilmeme kapasitesidir. İran bu savaşı sahada kazanmıyor olabilir; ancak ABD ve İsrail’in bu savaşı hızlı, ucuz ve temiz bir stratejik başarıya dönüştürmesini engelliyor.”
[email protected]
Kaynak: Web Özel