1982 Brezilya ve Socrates’e özlemle

2026 Dünya Kupası’na az kala: 1982 Brezilya ve Socrates’e özlemle

Yaşı yetenler hatırlar, kupa tarihinin kupayı kazanamamış en iyi takımıydı, 1982 Dünya Kupası’nın Brezilya’sı. Beş maçta 15 gol atmış, yedi farklı oyuncusu gol kaydetmişti. Ancak mesele gol sayısı değildi, onların oyun felsefesi, hayal gücü, tarzı, zarafeti, içgüdüsü, güzel oyuna olan sevgisi ve tüm bunların coşkulu bir samba müziği eşliğinde sergilenmesiydi o takımı eşsiz kılan. Uluslararası sahnede başarı elde edemediler, ancak oynadıkları hücum futbolu, enfes golleri futbol belleklerimizde yer etti. Dünya Kupalarının tarihini iyi bilenler, o takımı “The greatest team that never win the world cup” (Dünya Kupasını kazanamamış en iyi takım) olarak hatırlar…

İşte o takımın kaptanıydı Socrates, futbolun en güzel Brezilyalısı. 1.90’lik ince bedeni, kara sakalları, dağınık saçları, çatık kaşları, soğukkanlı duruşu ile bir futbolcudan çok bir filozofu andıran zarif bilge doktor. Şiir gibi pasları, adam geçmedeki ustalığı, futbol zekâsı ile sahadaki varlığı hemen fark edilirdi. İki ayağını raket misali kullanabilen, hücum oyunlarını bir orkestra şefi gibi yöneten, tempoyu ayarlayan, uzaklardan vuruşlarıyla müthiş gollere imza atmış, telefon kulübesinde adam geçebilen 10 numara, ofansif orta saha rolünde parlamış zarif, yetenekli, teknik oyun kurucu. Attığı gollerde takım arkadaşlarının kutlamalarına genellikle katılmazdı, en çabuk oyuncu olmamasına ve oyunu daha yavaş tempoda oynamayı tercih etmesine rağmen futbol zekâsı ve oyunu okuma yeteneğiyle öne çıkardı. Topuk pası denilince aklıma ilk o gelir. Pele, çoğu futbolcunun ileriye doğru yaptığının daha iyisini geriye doğru yaptığını söylemiş. Eh, Pele söylemişse bize söz düşmez.

19 Şubat 1954 tarihinde Brezilya’nın “Belem do Para” şehrinde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Yunan mitolojisine meraklı babası ona “Socrates” adını vermiş, diğer iki kardeşin de adları Sofocles ve Sostenes… Henüz 10 yaşında, ülkesinde yaşanan askeri darbenin tüm acılarına şahitlik etmiş; ilerleyen yıllarda ülkesinde yaşanan tüm sosyal adaletsizliklere karşı duran bir önder olarak nam salmıştı. Futbol oynadığı yıllarda tıp eğitimi görmüş; kariyeri sonrasında diplomalı bir doktor olarak sporcu sağlığıyla uğraşan bir klinik kurmuş; aynı zamanda fakir bir semt hastanesinde çalışmış; liderlik ve sosyal ilişkiler üzerine seminerler vermiş; gazetelerde makaleleri yayınlanmıştı. Ülkesinde “O Doutor” (doktor) olarak bilinmesi bu yüzden.

1974’te Botafogo’da başlayan kariyerinde Corinthians, Fiorentina, Flamengo, Santos takımlarında top koşturdu. 18 yaşında ilk takımı Botafogo’da sahaya çıkarken futbolu sadece bir eğlence olarak gördüğü ve bunun onu tıp okulundan daha fazla uzaklaştırmasını istemediği için profesyonel bir sözleşme imzalamayı reddetmiş. Ancak yönetim ısrarcıymış ve bu nedenle futbolcunun antrenman yapmasına gerek olmadığı, sadece maçlarda oynadığı bir düzenleme yapılmış. Bu sayede, zamanının büyük bölümünü derslerine ayırırken sevdiği oyunu oynayarak para kazanmasını sağlamış.

1978’de ülke futbolunun devlerinden Corinthians’a transfer oldu, 1984’e kadar kaldığı takımda 135 maçta 74 golü var. 1981’de, 27 yaşında hem kulübün hem de milli takımın kaptanıydı. Uzun süre askeri diktatörlük tarafından ezilen ülkedeki günlük yaşamda onu çevreleyen sosyal eşitsizlikler çok keskin ve endişe vericiydi. Corinthians’a daha genç ve daha ilerici bir futbol direktörü atandığında içeriden bir devrim başlatma fırsatını gördü. Daha sonra “Corinthians Demokrasisi” olarak anılacak olan bir hareket başlattı. Sonrasında başkandan temizlikçilere ve malzemeciye kadar kulüpteki herkese eşit oyu hakkı tanıdı. Takımın nasıl ve ne zaman seyahat edileceğinden deplasman maçlarına kadar her konuda birlikte karar veriyorlardı. Galibiyet primleri tüm oyuncular arasında eşit paylaştırılırken tüm kulüp personeli o primden pay alıyordu. Başlattığı harekete “Sorumlulukla Özgürlük” sloganı verildi. Takımın ülkedeki 27 milyon taraftarı değişimi fark etmişti., Maçlarda demokrasi adına tezahürat yapmaya ve şarkılar söylemeye başladılar. Futbolu 1990’da bıraktığında 36 yaşındaydı. 2004’te İngiltere’nin kuzey amatör liglerinde yer alan “Garforth Town” takımına antrenör-futbolcu olarak dönüş yaptı. Bir ay kaldığı takımda Tadcaster Albion’a karşı oynanan maçın son 12 dakikasında sahaya girdiğinde 50 yaşındaydı. Öylesine futbol sevdalısına yakışacak cinsten…

4 Aralık 2011 tarihinde, Sao Paul’daki Albert Einstein Hastanesi’nde geride altı çocuğunu ve arkasından ağlayan bir ulusu bırakarak aramızdan ayrıldığında 57 yaşındaydı Socrates. Ölümünden kısa süre önce verdiği söyleşide, yaşamında onu en çok etkileyen, ona ilham veren üç insanın John Lennon, Che Guevara ve Fidel Castro olduğunu dile getirmiş. Küba, hayalindeki Brezilya’ydı. “Keşke Küba’da dünyaya gelseydim!” demiş. Hayalinde yatan, herkesin aynı fırsatlara sahip olduğu, eşitliğin temel olduğu, zenginle, yoksul arasındaki farkın uçurum olmadığı ülke…

1982 Brezilya’sını formasını giydiği en özel takım olarak tanımlıyordu. Dünya Kupası’nı hiç kaldıramamış olmasına üzülüp üzülmediğini soran bir gazeteciye şöyle cevap vermişti: “Unvanların ne ehemmiyeti var? Biz oynadığımız oyunla turnuvaya heyecan getirmiştik. Biz o turnuvanın en keyif veren takımıydık. Sorun bakalım insanlara, 1982 Dünya Kupası’ndan neyi hatırlarlar? Ben söyleyeyim, İtalya’yı değil, Brezilya’yı!”

Kariyerinin ilerleyen zamanlarında kendisine sunulan, Pele gibi futbol elçisi olma önerisini elinin tersi ile itmiş. Endüstriyel futbolun, ıvır zıvırla uğraşan ticari kuklası olmak istemediğindendir muhtemel…

İçkiye ve sigaraya düşkündü; haliyle gece hayatına ve kadınlara. Dört evlilik yaptı, bir seferinde takım arkadaşlarını ertesi hafta sonu düğününe davet edeceğini duyurdu. Arkadaşlarından biri, “Önümüzdeki hafta sonu gelemem,” dedi, “Ama merak etme, bir sonrakine geleceğim.” Andrew Downie’nin onun hayatını kaleme aldığı kitabı (Doktor Socrates: Footballer, Philosopher, Legend) bugüne kadar yazılmış en güzel futbol kitaplarının başında gelir.

Şimdi dünya kupası zamanları. C Grubu’nda İskoçya, Haiti ve Fas karşısında mücadele edecek Brezilya. Güney Amerika’nın Sambacılarını izlerken hatırlayın hayat karşısındaki duruşu, devrimciliğiyle iz bırakmış Brezilyalıyı. 2026 Dünya Kupası’nın hangi takım kazanır bilemem, bildiğim 1982 Brezilya’sı ve hiçbir dünya kupası Socrates kadar güzel olmadı…

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu